Friday, October 29, 2010

Drakula Hormonu

Kocam sabahları bir mutluluk böceği gibi kalkarken, ben neden sabahları ancak Sleep Cycle sayesinde kalkabiliyorum konusunu araştırmaya kadar verdim. Tam olarak bendeki sebebin az uyumak mı, yoksa başka birşey mi olduğunu öğrenemesem de uyku ile ilgili enteresan şeyler öğrendim.



Bir insanın uykusunu düzenleyen en belirgin şey ışık. Göz retinamız ışığı algıladığı anda beynimizdeki hipotalamus bölgesine haber gidiyor. Burada vucut ısısını, hormonlarımızı ve uykulu/ayık hissetmemizi sağlayan supra-chiasmatic nucleus (SCN) isimli bir bölge harekete geçiyor.

SCN vucut saatimiz sayılır. Gözümüze ışık geldiği andan itibaren SCN vucut ısısını arttırmaya, cortisol gibi uyanmamızı sağlayan hormonlar salgılamaya ve melatonin gibi uyku hormonlarını yok etmeye başlıyor.

Melatonin ise beynimizin ortasında bulunan pineal bezesi tarafindan üretilen ve uyku düzenimizi ayarlayan bir hormon. Gün boyunca pineal etkisini gösteremiyor. Güneş battığında SCN harekete geçiyor, pineali calıştırıyor ve melatonin salgılanmaya başlıyor. Genelde melatonin salgısı akşam 9'da başlayıp, artmaya devam ediyor. Güneşin doğması ile birlikte melatonin vücutta etkisini hızlı bir şekilde kaybediyor ve gün boyunca hiç görülmüyor.

Güçlü yapay ışık da aynı şekilde melatoninin yok olmasına sebebiyet verir. Bu sebeple melatonine aynı zamanda Drakula hormonu da denir.

Yani kısacası uyanmak için ışıkları açın.

Thursday, October 28, 2010

Truly Ergonomic klavye

Bilgisayar başında çok oturmaktan, çılgın gibi klavyede yazı yazmaktan hepimizin eli, kolu, boynu ağrıyor.Truly Ergonomic markalı bir klavye tüm bu ağrılara son verme amacı ile farklı bir klavye üretmiş, resimde görüyorsunuz. Tuşların konumları sebebiyle çok daha rahat yazılıyormuş ve piyasadaki en sağlıklı klavye imiş. 
Diyorlarsa bir bildikleri vardır kesin ama senelerdir aynı tip klavye ile yazan bizler, yeni bir klavyeye alışmak için 200 dolar verir miyiz? Yeni bir klavye sistemine alışmak minimum 1 ay, çekilir mi yahu? Ancak çok güvendiğim birileri denese de bana övseler veya hediye gelse belki ben de denerim ama buna 200 dolar vermem sanırım. Tempur yatak almaktan daha beter, alışırsam sever miyim, nerden bileyim.  Peki siz bu klavyeyi denemek ister misiniz?

Wednesday, October 27, 2010

Tsunami (Su-Naa-Mii) nedir?

Bugün Endonezya'da gerçekleşen 7.7 büyüklüğündeki depremin yarattığı Tsunami 100'ün üzerinde kişinin hayatına mal oldu. Amerikan Okyanus ve Hava Bilimi Birimi NOAA'nın sitesinden Tsunami'nin ne olduğu hakkında bilgi aldım.
Öncelikle en baştaki T harfini okumamamız gerektiğini söyleyerek başlayayım, Su-Naa-Mii diye okunmalı. Okyanus zemininde gerçekleşen depremler, zemin kayması, volkanik patlamalar ve nadiren de meteor çarpması sonucunda oluşan yüksek dalgalara verilen isim. Bilinen en yüksek tsunami 1883 yılında Krakatau yanardağının patlaması sonucu oluşan tsunamiymüş ve yüksekliği 40 metreye ulaşmış. 

Pasifik okyanusu dibi son derece engebeli, dağlık olduğu ve volkanları da bolca bulunduğu için en çok tsunami yaratan okyanus. Bu tsunamilerden kıyıya ulaşmadan önce haber almak için Pasifik Tsunami alarm sistemi Honolulu Hawaii'de kurulmuş ve hizmetlerinden 26 ülkenin faydalanıyor. 

Tsunamilerle ilgili beni şaşırtan bir konu, okyanus üzerinde ilerlerken genellikle sadece 1 metreden kısa oldukları ve gemi üzerindeyseniz hissedilemeyeceği oldu. Halbuki Poseidon filminde biz farklı izlemiştik. Tsunami okyanus üzerindeyken neredeyse bir yolcu uçağı hızında ama kısa bir dalga şeklinde ilerliyor (yaklaşık saatte 900 km hızla) Tsunami gücünü kıyıya yaklaştıkça alıyor. Birden su çekilmeye başlıyor ve dalga çekildiği ölçüde yükseliyor. Dalgalar çekilirken taş, gemi, kalas ne varsa içine alıyor ve maksimum yüksekliğe ulaştıktan sonra tüm topladıkları ile saldırıya geçiyor. Ayrıca tek bir dalga şeklinde değil, dalgalar serisi şeklinde de olabiliyor ve ilk dalga vurduktan sonra 1 saat daha tehlikesi devam ediyor.

Tsunami oluşmasında birçok faktör bulunuyor; depremin büyüklüğü, dikey hareketliliği, suyun derinliği, enerjinin transfer olma etkisi gibi. İç denizlerde de tsunami olma olasılığı var ama çok nadir görülen ve tespit edilen bir hareketlenme olduğu söyleniyor. Kandilli rasathanesi profesörlerinin genel kanısı ise Marmara denizinde ancak Tsunamicik olabileceği .

Tuesday, October 26, 2010

BOP ne demektir?

Bugün ofiste arkadaşım Merve'ye bir öneride bulundum, cevap olarak bana "BOP" dedi. Hayal meyal hatırlıyorum pass cinsi birşeydi ama hangi oyunda olduğunu ve ne anlama geldiğini hatırlayamadım, sonrasında Merve'ye sorunca onun da aklı karıştı. Ama dahası "git araştır yaz bakalım Meraklınane'ye okuyalım" dedi. 
Yahu oturdum okumaya başladım bir uyku bastırdı anlatamam. Sanırım tamamen kavramak için insanın bir hayli kağıt oyunu meraklısı olması gerekiyor. Bende de hiç yok, iyi mi... Neyse nadide okurlarımı kırmayıp yine de en hızlı tarafından bakıverdim.

BOP Poker'de Pas yerine de kullanılan bir terim anladığım. Pas'tan farkı ise tur döndükten sonra halen konuşma ve arttırma hakkınızı elinizde tutuyorsunuz. BOP üzeri bahis arttırmak bazı poker oyuncuları tarafından acemi ve etik olmayan bir aksiyon olarak değerlendirilirmiş. Daha iyi bilen varsa lütfen bizi aydınlatsın. Anladım ki  merakımın da bir iki limiti var; kumar ve futbol :))

Monday, October 25, 2010

Bir devir kapanıyor - Walkman

Bugün Sony artık kaset Walkman üretimini durdurduğunu ilan etti. En son bu yılın Nisan ayında üretim yapan Sony, üretime ilk olarak 1979 yılında başlamıştı. Şimdi size Walkman devrinin kapanışı vesilesi ile sevdiğimiz, gençlik anılarımızı süsleyen Walkman'in hikayesini anlatacağım.

Andreas Pavel
Walkman'in orjinal ismi aslen Stereobelt ve Andreas Pavel isimli Alman bir mucit tarafından 1972 yılında bulunmuş. Pavel buluşunu 1977 yılında Almanya'dan başlayarak birçok ülkede patentlemiş. Pavel bu buluşunu ürettirmek üzere Philips, Grundig gibi birçok üreticiye götürmüş fakat herhangi bir olumlu yanıt alamamış. 1979 yılında Sony, Walkman üretip piyasaya sürünce 2003 yılına kadar süren yasal bir çekişme başlamış. 24 sene boyunca mahkemelerde cebindeki son kuruşuna kadar savaşan Pavel, 2003 yılında Sony ile anlaşma yapabilmiş ve hak ettiği parayı almış. Meblağ tam olarak açıklanmasa da 10milyon dolar ve Walkman satışlarından hisse şeklinde söylentiler var. 
İlk Walkman modeli





Walkman ismi Sony şirketine ait bir marka. Walkman ismi düşünülürken değerlendirilen diğer isimler Soundabout ve Stoneaway. İlk Walkman modeli TPS-L2 idi. Çift kulaklık girişi sayesinde iki kişinin aynı anda müzik dinleyebilmesine imkan tanıyordu. Hatırlarsınız penceresinin üzerinde de kabartma ile Stereo yazardı. 
İkinci model
İkinci üretilen Walkman modeli ise Walkman II idi. Kasetin kendinden sadece biraz daha büyüktü. Tek kulaklık girişi vardı., belli ki tüketicilerin Walkmanlerini tek başlarınayken dinlediklerini keşfetmiş. Özellikle küçük olması sebebi ile en çok tercih edilen Walkman modellerinden biri oldu ve 1.5 milyon adet sattı. 1984'de ilk Discman'in üretimiyle hızlı bir şekilde unutuldu. 

İşte size nostalji yapabilmeniz için bazı eski walkman modelleri. Halen evinizde duruyorsa saklayın, yakında antika dahi olur onlar.  

Walkman ile daha fazla bilgi almak isterseniz Walkman Central sitesini ziyaret edebilirsiniz.






Sunday, October 24, 2010

Wikileaks nedir?

Muhtemelen haberlerde okumuşsunuzdur; 390.000 Irak savaş belgesi Wikileaks'den dünyaya sızdı. Kimdir, nedir bu Wikileaks, bilmeyenlerinize anlatayım.

Wikileaks, dünyadaki herhangi bir insanın politika, etik, insan hakları, savaş, diplomasi ve tarihi konularında istediği bilgiyi/belgeyi bırakabileceği ve kim olduğunun ortaya çıkmasından çekinmeyeceği son derece gizli  bir mesaj kutusu. Bu mesaj kutusuna gizlice bırakılan belgeler kontrol edildikten sonra tüm dünyanın görmesi için Wikileaks.org sitesinde yayımlanıyor.Wikileaks'le ilgili bazı şaşırtıcı bilgiler şöyle;



  • Wikileaks'in sahibi Sunshine Press isimli bir şirket.
  • Kurucularindan biri, baş editörü ve basın sözcüsü Julian Assange isimli eski bir hacker. Geçmişte birçok farklı yeri hack ettikten sonra kırılamayacak güvenlik sistemleri üzerinde kendini ve yazılımlarını geliştirmiş. 1971 doğumlu. 
  • Toplam çalışan sayısı 5 kişi fakat dünyanın farklı yerlerinde 800 üzerinde gönüllü gazeteci ve avukat hiçbir ücret almadan Wikileaks için çalışıyor. 
  • Kendilerine gelen bilgilerin gizli kalması için herhangi bir yerde asla log tutmuyorlar, serverları İsviçre'de (İsviçre kurallarına göre bu bilgilerin açıklanması yasadışı), bilginin gönderiliş şekline ilişkin çok net önerileri var. Mesela asla evinizden ve iş yerinizden bilgi göndermeyin, internet kafe veya wifi üzerinden gönderin diyorlar. Encrypt etmek ile ilgili de birçok önerileri var. Tüm bu önlemler sonunda bilginin kimden geldiğini kendileri dahi bilmiyorlar. 
  • Bilgileri kontrol etmek için klasik gazetecilik yöntemlerini ve gönüllü ağlarını kullanıyorlar. Gerektiğinde diğer gazete ve haber ajanslarından da fikir alıyorlar. 
  • Yılda 200.000usd para harcamaları var ve sadece bağış ile işlerini döndürüyorlar. En büyük bağışçıları ise diğer haber ajansları ve gazeteler. 
  • Wikileaks'in kendi sayfasında yazan amacı özetle medyayı tamamen özgürleştirmek.
  • Haklarında açılan ve kazanılabilmiş bir dava yok ama dava açanlar arasında Çin Hükümeti, Pentagon, Scientology, Katolik ve Mormon kiliseleri ve birçok Rus ve İsviçreli özel kuruluşlar var.
  • Wikileaks adına çalıştığı bilinen kişilere halen pek farklı konularda ve zamanlarda tutuklama, göz altı ve soruşturmalar yapılıyormuş. 
  • Birçok ülke içinde wikileaks kelimesi geçen internet adreslerini banlıyor ama nafile, zira birçok farklı adresten ulaşılabiliyormuş. 
Assange'nin TED konuşması için buraya tıklayabilirsiniz.

Saturday, October 23, 2010

Obama - It gets better

Eylül ayında It gets better diye bir projeden bahsetmiştim. Son günlerde okullarında kötü muamele gördükleri için intihar eden gay çocuklara umut vermek için başlatılan bir proje idi. Proje Eylül ayında size yazdığımda henüz ilk günündeydi, bir ay içinde 1.700.000 kişi tarafından izlenilmiş ve yüzlerce video mesajı bırakılmış. Bugün Obama da It Gets better videosu ile kampanyaya katıldı ve "merak etmeyin sizi seven büyükler, insanlar var" deyip, her türlü ayrımcılığı kınadı. "Gelecek günler sizler için ve Amerika için çok daha iyi olacak" dedi. Kendisine helal olsun diyorum. Adama bak, bir sosyal medya kampanyasına katılmaya vakit ayırmış, videosunu çekmiş, herhangi bir formaliteye takılmamış. Ellerine sağlık Obama. You Tube'dan kendiniz izlemek isterseniz buyrun buraya tıklayın.

Thursday, October 21, 2010

Boğaziçi köprüsü bel verdi

32. Avrasya maratonu pazar günü koşuldu. Koşuya katılmadım ama katılan arkadaşlarım köprünün çok fena sallandığını söylediler. İnternetteki haber videolarını izledim ve gerçekten dehşete düştüm. Buyrun önce köprünün nasıl sallandığını izleyin. 

Duymuşsunuzdur veya görmüşsünüzdür askeri birlikler köprülerden geçerken her zaman serbest adım geçerler, asla uygun adımda geçmezler. Bunun sebebi ritimli yürüyüşün rezonansı arttıracağı ve köprünün yıkılmasına sebep olacağı bilgisidir. Keza Fransa'daki Angers Köprüsü 1850 yılında sadece 450 askerin uygun adım yürümeleri sonucu yıkılmıştı.
Tarihte daha birçok örnek de bulunuyor, en yenisi de 2000 yılında Londra'da açılan Millenium Köprüsü. Bu köprünün açılış gününde üzerinde binlerce kişi yürüyüşe çıkmış. Köprünün bir sağa bir sola sallandığını gördüklerinde mühendisler inceleme yapmış ve köprüyü iki sene süreyle tadilat amacı ile kapatmışlar.

Millenium Köprüsü
Hiç kimse uygun adım yürümemesine rağmen, nasıl oluyor da köprüler bu kadar fazla sallanabiliyorlar? Aslında insanlar uygun adım yürümeseler bile, bir süre sonra ister istemez aynı ritmi tutturuyor. Şöye ki;
Köprüde yürüdüğünüzü hayal edin, çoooook hafif de sağa sola sallandığını. Köprünün sağa sola sallanmasına karşın dengenizi koruyabilmek için siz de ister istemez penguenler gibi sallanmaya başlayacaksınız. Sizin gibi dengesini korumak isteyen insan sayısı arttıkça, köprü üzerindeki rezonans da artacak. İnsan artacak, rezonans artacak döngüsüne girince köprü rezonansa dayanamayacak. Bu nahoş sondan kurtulmanın yolu asma köprülere rezonansı emici yatay instolasyonlar koymakmış. Bizim köprüde vardır diye Japonlara güveniyorum :) Ayrıca Binali Yıldırım da "Elektrik direkleri sağa sola yaylanıyormuş. Elektrik direkleri aksesuar. Mesela saçın rüzgarda sağa sola savrulursa... Onun gibi bir şey. Ama kökü orada direğin. Hiç milleti paniğe kimse sevk etmesin, her şey yolunda. Bunları takip eden sensörler var, kontrol odaları var. Herhangi bir sınır değerinin üzerinde bir şey olduğunda zaten müdahale ediliyor." demiş.

Ted talks'da Steven Strogatz isimli bir matematikçi köprüde yürüyen insanların yarattığı rezonansı Sync başlıklı konuşmasında örneklerle göstermiş. İzlemek isterseniz buradan tıklayın, özellikle 16. dakikadan itibaren bu örneği açıklıyor.

Geçtiğimiz senelerde de köprü böyle sallanmış mıydı da benim kulağıma gelmemişti? Aranızda bilen, duyan var mı?

Wednesday, October 20, 2010

Schadenfreude - İnsanlar ne tiksinciz!

Boston Legal dizisinin bir bölümünde avukat Alan Shore,bir katil zanlısı müşterisi olan ünlü bir kadın yıldızı savunurken Schadenfreude terimini kullandı. Başkalarının başına gelen kötülüklerden zevk almak demekmiş. Bununla ilgili yapılan bilimsel çalışmalardan da bahsetti. Kulaklarıma inanamayıp girip araştırdım. Gerçekten de böyle bir Almanca kelime var ve konuyla ilgili birçok bilimsel makale de bulunuyor. Bulgular şöyle;
  • Kendine güveni düşük olan insanlar daha çok Schadenfreude hissediyormuş. 
  • Erkekler kadınlara göre daha fazla hissediyorlarmış. Özellikle kötü olduğunu düşündükleri kişilerin başına kötü şeyler geldiğinde aldıkları haz çok daha yüksek oluyormuş. "Allahın sopası yok" deyimi de bunun Türkçe yansıması olsa gerek.
  • Çok özenilen kişilerin başına kötü şeyler gelmesinin de yine aynı derecede haz uyandırdığı MR makinaları ile tespit edilmiş. "Nazar değdi de herhalde bunun bir yansıması".
Şimdi zorlama bazı kavramları birbirine bağlayacağım: Eğer Secret'da anlatılanları doğru kabul edersek, Schadenfreude esasına göre özendiğimiz birinin başına kötü şeyler gelmesini beynimiz çağırıyor. Kişi ne kadar göz önünde ise o kadar fazla kişi tarafından Schadenfreude'si isteniyor. Nazar değiyor. 

If Secret=TRUE and IF Schadenfreude=TRUE than Nazar=TRUE :P

Tuesday, October 19, 2010

Uydular o yükseklikten nasıl fotoğraf çekiyorlar?

İşte yine bir okur sorusu... Filmlerde gördüğümüz o uydu fotoğraflarının gerçekten o kadar netlikte çekilip çekilemediğini soruyor. Cevap veriyorum : Evet gerçekten çekebiliyormuş. Uydunun adı GeoEye-1. Dünyada eşi benzeri yok. Ana sponsor Amerikan Hükümeti, ikinci sponsor ise malumunuz Google.Gelin bu güzide uyduyu tanıyalım :P
  • Dünyayı izleyen en gelişmiş uydu olan GeoEye 1, 2008 yılında fırlatılmış. 
  • Yeryüzünden 681km yukarıda seyrediyor. 
  • Bir gün içinde dünyayı 15 kere turlayabiliyor. 
  • Anlayanlar için yazıyorum (ben anlamıyorum da) ; 0.41-metre panchromatic (siyah beyaz) ve 1.65- metre multispectral çözünürlükte fotoğraf çekebiliyormuş. 
  • Bir günde 700.000km2'lik alanın fotoğrafını çekebiliyor. 
  • Dünyadaki herhangi bir noktayı en fazla 3 günde bir tekrar ziyaret edebiliyor.
  • Yörüngesi güneş ile senkronize olduğu için her daim üzerinden geçtiği yerin yerel saati 10:30. 
  • GeoEye'ın NOAA (Amerikan hava ve deniz birimi) ile anlaşması doğrultusunda halka açıklanan resimlerin en yüksek 0.5 metre çözünürlükte olmasına izin veriliyormuş. GeoEye çektiği resimleri Google'a verirken küçülterek veriyormuş.
  • Bu arada herhangi bir sebep ile GeoEye'ın verilerinden yararlanmak isterseniz ve haritacılık işinde değilseniz gidip satın alabilirsiniz. Hatta size özel çekim yapılmasını isteyebilirsiniz. Enemy of the State, Bourne Ultimatum, X-Men 3 gibi birçok filmde GeoEye'dan alınan görüntüler kullanılmış.
ITT Schaub Lorenz diye bir televizyon markası vardı, belki hatırlarsınız. Şimdi sorsam "ay eski dandik bir markaydı" der geçersiniz ama inanmazsınız GeoEye-1'in optik kameralarını ITT yapmış, yaaa. Nostaljik ITT reklamını izlemek ve o eski günleri yad etmek isterseniz buyrun burdan tıklayın.