Showing posts with label Gezi. Show all posts
Showing posts with label Gezi. Show all posts

Thursday, December 21, 2017

TOKYO'da görülmesi gereken yerler

Metropollerin birçoğu birbirine benziyor. Tokyo da aynı İstanbul, Newyork ve Londra gibi gökdelenleri olan, kocaman apartmanlarla dolu, kalabalık bir şehir. Görüntü olarak insanı şaşırtmıyor. Fakat içinde dünyanın hiçbir yerinde benzerini bulamayacağınız birçok ilginçlikler barındırıyor.

SHIBUYA MEYDANI: Tokyo'nun meşhur kalabalık meydanı.  Bir dört yol ağzı. Sadece 90 saniye boyunca yayalara yeşil yanıyor. Bu 90 saniye içinde karşıdan karşıya geçen insan sayısı binleri buluyor. Bir çok fotoğrafçı bu keşmekeşin fotoğrafını çekmek için saatler öncesinden gelip meydanda güzel bir yer arıyorlar. Meydanda 4 katlı bir Starbucks var. Pencereye bakan bir koltuk bulup oturursanız Shibuya meydanını uzunca izleyebilirsiniz.

Meydanın yakınlarında Mark City isimli bir alışveriş merkezinin 4. katında Sushi No Midori isimli meşhur bir sushici var. Hem fiyatları görece daha uygun, hem de leziz. Fakat bekleme süresi oldukça uzun. Önce sıra numarası alıp, sonra gidip Shibuya meydanını bir süre izleyebilirsiniz. Japonya'ya kim gider diyorsanız en azından aşağıdaki videoyu izleyip kalabalığa siz de hayret edin.



SENSO-Jİ TEMPLE (TAPINAĞI): Şehir içinde bir tapınak. Kırmızı fenerleri ile meşhur. Akşam saatlerinde daha tenha oluyor dediler ama biz akşam gittiğimizde yine tıklım tıkıştı. Erken kapanıyor. Çok geçe bırakmadan 3-4 gibi gitmeli. Kırmızı renkleri ile çok hoş görünümü olan bir tapınak.




Girişinde yol boyunca hediyelik eşya satan minik dükkanlarda geleneksel japon bibloları, çıngırakları, maskeleri ve fenerlerinden bol bol bulabilirsiniz.




IMPERIAL PALACE : Biz gittiğimizde saray ziyarete açık değildi. Sadece bahçesinde gezebildik. Bahçe olarak tabi ki çok hoştu. Bahar veya ilkbaharda kiraz ağaçları ile çok daha güzel oluyormuş. Biz yazın gittiğimizden sadece yeşillik ve gölde süzülen nilüferleri görebildik. Bir de milyonlarca cırcır böceği... Cırcır böcekleri yazın Japonya'nın her yanında fazlası ile bulunuyor. Hatta öyle ki güzel bir bahçe bulup oturup dinleneyim deseniz, cırcır böceklerinin cırlamasından 10 dakikada kafanız şişecek hale gelir.

İçeriye girmek için randevu almak gerekiyormuş. Yılın her döneminde de randevu alınamıyor. Şansınız yaver gidecek de içeri girebileceksiniz.  Gitmeden önce web sitesinden bilgi almanızı öneririm.

AKIHABARA: Teknolojik cihaz satın alacaksanız önerilen bir bölge. Çok geç gitmeyin, erken kapanıyor. Tokyo'nun Eminönü'sü gibi bir yer. Beklentiniz çok yüksek olmasın. Ama arada enteresan gösterimler ve bol bol robot görmek mümkün.



TSUKIJI BALIK PAZARI: Gece yarısı gitmek gerekiyor diyorlar. Özellikle fotoğraf meraklılarının gece 3'te gidip Tuna balığı açık artırmalarını izledikleri mekan. Biz gündüz gittik. Bomboştu ve tertemizdi. Tokyo'nun en lezzetli Sushi'cileri burada. Hemen hepsi 5 yıldızlı. Okyanustan daha yeni çıkmış balıklar ile yapılan sushi'nin dünyada herhangi bir karşılığı yok. Daha önce böyle birşey yemedim kesinlikle. Yalnız bizim seçtiğimiz restoran süper pahalı çıktı. Takip eden 3 gün Family Mart süpermarketlerinden ekmek ve peynir yiyerek bütçemizi ancak rayına oturtabildik.

EDO TOKYO MUSEUM: Kültür ve tarih müzesi. Eski Japon hayatını deneyimlemek istiyorsanız Edo Tokyo müzesine gitmelisiniz. Müthiş bir anlatım, sadece vitrinler arkasında sunmakla kalmamış, aynı zamanda deneyimlemeniz için birçok fırsat sunmuşlar. Müzelerden sıkılıyorsanız bile bunu sevebilirsiniz.







SCIENCE MUSEUM: Imperial palace'ın bahçesinde çocuklar için yapılmış bir bilim müzesi var. Hayatımda en beğendiğim, Japonları en çok kıskandığım yer burası oldu. İçinde tek kelime ingilizce konuşulmamasına ve yazıların tamamen Japonca olmasına rağmen, neredeyse tüm günümüzü burada geçirdik. Her katında farklı bir bilim dalını, birebir deneyimleyeceği ve anlayacağı bir mekan.

Global ısınma, mevsimler, mineraller, optik, motorlar, inşaat için ayrı katlar var ve çocukların birebir deneyebilecekleri 300'ün üzerinde istasyon. İki gün gitsek olurdu. Mesela bir bölümde gerçek koskocaman bir vinçin operatörlüğünü yapıp, plastik topları bir yerden başka bir yere taşımaya çalışıyor. Başka bir bölümde ise bilim adamları eşliğinde sıvı hidrojen ile gülleri dondurup çekiç ile kırıyorlar. Çocuk ile giderseniz lütfen vakit ayırıp gidin. Eşsiz bir deneyim.








MİRAİKAN: Yine dünyada sadece Tokyo'da rastlayacağınız, bilimin en son geldiği noktasını gözler önüne seren bir müze. Meşhur robot Asimo burada. Gerçek zamanlı haber okuyan yapay zeka spiker robot burada. Uzaya çıkmış ilk robot burada. Şu an dünyada en yeni ne keşfedildi ise burada bir örneğini ve açıklamasını görebilirsiniz. Ailecek bilim meraklısı olduğumuzdan tam bir günümüzü burada geçirdik.







Saturday, April 13, 2013

Moskova'da görülmesi gereken yerler

Haftaya ikinci defa Moskova'ya gideceğim. İlk ziyaretimde hava -20 dereceydi. -5, -10 daha önce İstanbul'da gördüğümüz derecelerdi ve bu sebeple -20 de biraz daha soğuk olur sanıyordum. Alakası yok! -20 ile -10 arasında sadece 10 derece değil, farklı bir iklim varmış meğer. Bu sebeple ilk önerim yaz harici oldukça kalın giyinmeniz.

İlk önerim de kesinlikle Pushkin Cafe. Muhteşem yemekleri, harika bir atmosferi olan tam bir Rusya deneyimi. Ama uyarayım, oldukça pahalı bir restaurant. Fakat kesinlikle değiyor.
Cafe Pushkin
Pushkin cafe'de kesinlikle yemeniz gerekenlerin başında Rus salatası geliyor. Türkiye'de yediğimiz Rus salatası mayonez, havuç, bezelye karışımı ağır bir meze. Asıl Rus salatası ise fotoğrafta görüldüğü gibi ve son derece hafif, içinde tavuk da olan çok leziz bir meze.

Rus salatası

Diğer önerim ise mutlaka piramit tatlısını yemeniz. İçindeki piramit şeklindeki dondurma, üzerinde karamel bir kafes ile geliyor. Sonra garson Napolyon'un Mısır'a ziyareti sırasında kendisine yapılan bu tatlının nasıl alev aldığını anlatıyor ve tatlıyı yakıyor. Karameller eriyip dondurmanın üzerine akınca ...


Kızıl meydana özellikle gece gitmenizi tavsiye ederim. Gündüz de tabiki çok etkileyici ama gece ışıklandırma ile çok daha masalsı bir hal alıyor.







Diğer bir önerim de tğm katedral ve kiliselerin içine girmeniz. Bu kadar süslü, bu kadar şaşalı katedraller İtalya'da bile yok. Ayrıca benim şansıma mı bilmiyorum ama içeride her daim ilahiler ve operalar okunuyor. Çok etkileyici.


Son olarak da Metro istasyonlarını tavsiye ederim. Metro istasyonlarının birçoğu sanki bir müzeymişçesine restore edilmiş ve gerek sanat galerilerine, gerek heykel müzelerine çevrilmiş. Alfabeden dolayı olsa gerek bana biraz karışık geldi. Rehber eşliğinde gezilmesi daha hayırlı olabilir.

Bu arada İstanbul'dan daha beter trafiği var. Mesela Kızıl meydandan havalimanına (yaklaşık 20 km) yolculuğun 3-4 saat sürmesi normal karşılanıyor.

2 aylık sıra olduğu için gidemedim ama Bolshoi balesi de görülmeli. Umarım iş gezisi için gitmediğim bir defa ben de gidebileceğim.

Keyifli geziler

Thursday, January 26, 2012

Dubai'de görülmesi gereken yerler

Dubai'nin dünyanın en ekileyici şehirlerinden biri olduğuna şüphe yok. Gerek dünyanın en büyük binası Burj Halife'si ile, gerek çöl kenarında bir vahaya benzetilen şehir yapısı ile, gerekse süper lüks alışveriş merkezleri ve lokantaları ile eşi benzeri bulunmaz şehirlerden biri. Bu şehrin çok enteresan bir efsunu olsa gerek ki, şehri ziyaret edenler ya çok beğeniyor, ya da hiç sevmiyor. En sevdiğim ilk 5 şehir listesine giremese de, benim beğendiğim şehirlerden biri. Toplam 3 kere gittim. İkisi Burj Khalife büyüsüne, diğeri çöl ve deniz tatili niyetine.      

Dubai'yi beğenmeme katkıda bulunan turistik mekanları sırasıyla şunlardı. Bakalım siz bu şehri benim kadar beğenecek misiniz?  
 
1) Burj Khalifa: Dubai şehir silüeti gökdelenlerden oluşuyor. Burj Khalifa da bunlardan en yükseği; tam 830metre. Fakat şehirde o kadar çok gökdelen var ki, Paris'te Eyfel kulesinin zırt pırt önünüze çıkması gibi Burj Khalifayı her daim göremiyorsunuz. Ancak dibine gitmeniz gerekiyor ki, kafanızı tepeye kaldırıp binanın tepesine bakasınız ve saniyesinde kendinizi birkarınca gibi hissedesiniz. 
Burj Khalifa'nın ortalarında bir gözlem katı bulunuyor ve buraya bilet alıp çıkmak mümkün. En az 2 haftalık sıra oluyor. Bu sebeple Dubai gezinizi organize etmeye başlarken, en başta Burj Khalifa çıkış biletlerini internetten almalısınız. En iyisi tam güneşin batma saatlerinde yer ayırtın, bu şekilde yılın belli zamanlarında hem güneşin batışını, hem de Dubai Mall'daki ışık gösterisini tepeden izleyebilirsiniz.
Dünyanın en yüksek binası olan Burj Khalifa hakkında daha önce detaylı bir yazı yazmıştım, buradan ulaşabilirsiniz.
 






2) Dubai Mall ışık gösterisi: Akşam 19:00'dan itibaren her yarım saatte bir 5 dakikalık muhteşem bir ışık gösterisi yapılıyor.  Gösterinin yapıldığı havuzun çevresi restaurant dolu ama burada da gündüzden rezervasyon yaptırmazsanız yer bulmanız neredeyse imkansız. Havuzun etrafındaki restaurantların yanında aynı zamanda Dubai Mall içinde bazı restaurantların da balkonlarından izleyebilirsiniz. Mesela biz TGI Friday's'in balkonundan izledik, yemekleri harika değildi ama gösteriyi tepeden izlemek güzeldi. Bu arada Dubai Mall da devasa bir alışveriş merkezi. Ülkemizdeki dev alışveriş merkezlerinden pek farkı yok kanımca. Fakat hem çok büyük, hem her tarafı mermer olması nedeniyle en azından kapıdan kafanızı uzatmanıza değecektir. 
Dubai Mall


3)   Emirates Mall kayak merkezi : Eğer yazın ortasında Dubai sıcağından bunalırsanız veya canınız kayak yapmak isterse, başlangıç seviyesinde bir pist olarak gayet başarılı. Hem kızak, hem snowboard, hem de kayak yapmak mümkün. Kıyafet ve kayak malzemelerini oradan kiralayabilirsiniz, yanınızda kendiniz veya çocuğunuz için kıyafet taşımanıza gerek yok.


Gold Souk
4) Old city - eski şehir: Dubai, modern ve eski Dubai olarak ikiye ayrılıyor. Modern Dubai'de hep gökdelen ve modern binalar var ve sokakta yürüyen insan görmek neredeyse imkansız. Metroya bile taksi ile gidiliyor. Eski Dubai'ye indiğinizde ise gerçek şehre inmiş oluyorsunuz. Burada Gold Souk ve Spice Souk dedikleri bizdeki Kapalı ve Mısır çarşılarının birer benzeri var ama eğer kapalı çarşıyı gördüyseniz burası size çok sıradan ve sönük gelecektir.  Altın çarşısının karşısında kanalda bir sürü denizci teknesi var. Eskiden bir balıkçı köyü olmasından dolayı sanırım bu tekneler çok daha otantik görünüyor. 
Balıkçı teknesi

Atlantis
5) Akvaryum: Tabi ki Dubai'de de akvaryum var, hem de iki tane. Bir tanesi Atlantis isimli bir yerde, diğeri ise yine Dubai Mall içinde. Dubai Mall içinde akvaryum ve deniz hayvanat bahçesi var. Alt kattaki bölümde dev bir akvaryum var ki bunu alışveriş merkezinin içinde gezerken de görebiliyorsunuz. Alacağınız bir bilet ile hem akvaryumun tünelinden geçebiliyorsunuz ki (daha önce akvaryuma gittiyseniz), hem de 2 kat yukarıdaki farklı balıkların ve deniz yaratıklarının bulunduğu hayvanat bahçesine girebiliyorsunuz. Ama bir seyahatte sadece tek bir akvaryuma gideyim diyorsanız benim önerim Atlantis'teki akvaryum olacaktır. Hem tankların içi çok güzel dekore edilmiş, hem de akvaryumları izlemek için etrafta çok güzel divanlar ve minderler var. Ayrıca Dubai'ye sıcak bir havada gitti iseniz Atlantis'teki su parkında da bir gününüzü rahatça geçirebilirsiniz. Kilometrelerce kaydırakları varmış, biz hava sebebi ile gidemedik. Ama reklamlarından gördüğümüz kadarı ile etrafında köpek balıklarının yüzdüğü kaydırak tüneller içinden kayıyor olmak, hem heyecanlı, hem keyifli olsa gerek. 


6) Creek park: Dubai gibi çölün ortasında yemyeşil bir park, içi de çocuklar için dev trambolinler, oyun merkezleri, çocuk parkları dolu. Ayrıca gerek çocuklar, gerek büyükler için bisiklet ve akülü arabalar kiralamak mümkün. Ağaçlarla dolu bu park yazın ortasında da bu kadar yeşil ve ferahlatıcı oluyor mu bilemem ama en güzel vakit geçirdiğimiz yerlerden biri oldu. Hele çocuklu gidiyorsanız kesin tavsiye ederim. Yalnız parkın herhangi bir yerinde yemek yiyecek bir yer bulamadık. Ancak büfeler vardı, yanınızda sandviç götürmenin faydası olabilir.
Creek park
7) Burj El Arab: Tabi ki son olarak Burj El Arab'dan söz etmeden olmaz. Dünyanın tek 7 yıldızlı oteli. Bu oteli gezmek isterseniz tur ile gezebiliyorsunuz ama tur dahi kişi başı 100dolarmış diye duyup biz vazgeçtik. Discovery'de belgeselini izlemiştik bununla yetindik. Binanın tepesinde uzaktan da görülebilen yuvarlak bir pist var, meğer tenis kortu imiş. Yani Burj El Arab çevresinde dolaşırsanız  dikkatli olun kafanıza bir teniz topu düşebilir. :) Burj El Arab'a gitmedik ama yakınında yine bir alışveriş merkezi vardı, little Venice. Venedik'e benzettikleri, gondollarla gezi yapılan ve çevresi restaurantlarla dolu bir alışveriş merkezi. Hoş otantik bir yerdi. Bir akşam yemek yemeğe gidilebilir. 

8) Otel seçimi: Beach oteller genelde mina seyahi diye bir bölgede. Asla ve asla Le Meridyen otelini tavsiye etmiyorum, (yanındaki Westin ve One&Only de aynı müesseseninmiş) . Yorumlarımı trip advisor ve booking.com'a yazdım, burada uzun uzun bıkbıklamayacağım. Uyarmış olayım da. 

Keyifli geziler

Thursday, September 8, 2011

Rahvan at yarışları nedir?

Rahvan at yarışları Ödemiş'de başlayarak Ege bölgesine yayılmış 50 senelik bir spor. Diğer at yarışlarından farklı olarak atlar 4 nala koşmuyor, çok hızlı bir şekilde yürüyorlar. Atın 4 ayağı da aynı anda yerden kalktığında hakem elindeki megafonla uyarıda bulunuyor ve 3 kere uyarılan at ve sürücüsü oyun dışı kalıyor. 

Yarış pistinde 2 ring var. İç ring'de atlar ısınıyor ve talim yapıyorlar, dış ringde ise yarışlar yapılıyor. 

Yarışma farklı sikletlerde oynanıyor;

Deste - 3 yaşın altındaki taylar
Ayak - 4 yaşındaki atlar
Küçük orta - 5 yaş atlar
Büyük orta - 5 ve yukarı yaşta olup, 3 kere küçük orta yarışı kazanmış olan atlar
Baş altı - 5 ve yukarı yaşta olup, 3 kere büyük orta yarışı kazanmış olan atlar
Baş - 5 ve yukarı yaşta olup, 3 kere baş altı yarışı kazanmış olan atlar


Ödemiş'te Rahvan at yarışlarının yapıldığı alanda bölge hastanesi yapılacağı söylentileri var. Ziyaret etmeye karar verirseniz, gitmeden önce bir kontrol etmenizde fayda var.

Friday, May 27, 2011

Disney titizliği

19 Mayıs tatilini uzatarak Disneyland'e gittik. Birçok kişinin "Oğlun daha 3 yaşında bile değil... daha anlamaz ki... hatırlamaz... sonra götür... 5 yaşında götür..." gibi nasihatlarını göz ardı edip gittik. İyi ki de gitmişiz. Muhtemelen büyüyünce hatırlamayacak olması doğru (zira 4 yaşından sonra olan olaylar hatırlanıyormuş) ama çılgıncana eğlendiği de kesin. 

Tabi dönünce Disney araştırmamam mümkün değildi. Özellikle hayran kaldığım ise parkta çalışanların tavır ve davranışlarının her daim son derece kibar, yardımsever ve güleryüzlü olması idi. Nedir bu işin sırrı diye araştırdım ve gördüm kü bu mükemmeliyetçiliğe ulaşmak için koskoca bir kitap dolusu kuralları varmış. İşte size bazıları;

- Mickey Mouse ve tüm diğer karakterler asla ve asla konuşamazlar. 
- Bir Disney karakteri asla parkın farklı bir köşesinde olamaz. Yani Pamuk prensesi asla Star Wars mekanında göremezsiniz. 
- Bir noktada aynı anda bir karakterden birden fazla olması kovulma sebebi. Yani aynı anda iki Mickey mouse bir yerde olamaz. 
- Disney'de temizlikçi olarak çalışan kimse yok. Müşteri Hizmetleri biriminin görevi, hem ziyaretçilere yön göstererek, sorularını cevaplayarak yardımcı olmak ve aynı anda kirlenen bir yer varsa tamizlemek. 
- Temizlemenin bile kuralı var; bir görevli asla çöpü almak için eğilip almıyor fakat zarifçe kenara süpürerek almak zorunda. Eğilip tek bir çöpü almak, çöpü atanı kötü hissettirebilirmiş. 
- Yön soran bir ziyaretçiye tek parmak ile işaret ederek yön göstermek yasak. En az iki parmak veya tercihen avuç içini açarak yön gösterilmesi gerekiyor. Zira işaret etmek bazı kültürlerde kötü manada kullanılabiliyormuş. 
- Disney'de dansçı olarak çalışan erkeklerin sakal ve favori bırakmaları, küpe takmaları yasak. Kadınların ise saçlarının bakımlı, tırnaklarının kısa ve ojesiz olması gerekiyor ve ancak küçük mücevherler takabiliyorlar (bilezik yasak). Mor, yeşil, pembe gibi saç renkleri ve dövme yasak. Göz kalemi çekmek yasak. Ziyaretçiler her daim Disney çalışanlarına çekinmeden soru sorabiliyor olmalılar.
- Bir Disney çalışanı asla "Bilmiyorum" diyemez. Bilmediği durumda dahi size yardımcı olmak zorunda. 
- Ziyaretçilerden gelen saçma sorulara dahi son derece kibar bir şekilde cevap vermeliler. Saat 3'te başlayacak gösteri kaçta sorusuna dahi.

Hatırlarsınız belki, Disneyland Paris bir aralar batmak üzere diye bir söylenti dolaşıyordu. Bununla ilgili de bir sunuma rastladım, yaşadıkları en büyük sorunun Fransız kültürü olduğunu yazıyordu. Fransız halkının gülümsemeye pek alışkın olmadığı yazıyordu. Zira benim de gözlemim bir çok Disneyland çalışanının Amerika'lı olduğu idi, en azından konuşanları. 

Yani özet olarak çok iyi vakit geçirdik. Ve bir kez daha Disneyland'in kusursuz hizmetine hayran kaldım. Herkes işini bu titizlikle yapmalı.

Wednesday, May 18, 2011

Yaşayan mimari inanılmaz.

Belgesel sevenler belki bilirler, BBC'de Sir. David Attenborough isimli dünyanın en harika ses ve anlatımına sahip bir belgeselci vardır. (Planet Earth'ü izlediyseniz oradaki ses, sağda.) 

Bugün youtube'da bulunan belgesellerini izlerken çok ilginç bulduğum bir konuya rastladım sizlerle de paylaşmak istiyorum.




Konu: Yaşayan köprüler 



Strangler fig isimli, çok hızlı büyüyen ve kökleri ile her yeri saran bir ağaç var. Lord of the rings filminde bol bol görme şansımız olmuştu. (tam türkçesini bulamadım ama "manyak katil incir ağacı" olsa gerek) Bu ağaç henüz minik bir fidan iken kök salmaya başlıyor ve bulduğu ilk ağaca kökleri ile sıkı sıkı, sarmaşık gibi sarılmaya başlıyor. Ağacı o kadar sıkı sarıyor ki, ağaç sonunda ölüyor. Bunu nasıl becerdiğini izleyince kesinlikle ürperiyorsunuz.  Ama daha şaşırtıcı olanı Hintlilerin ağacın bu çılgın özelliğini nasıl avantaja çevirdiği.

Hindistan'da Meghalaya isimli bir bölge varmış. Bu bölge dünyanın en çok yağmur alan yerlerinden biri. Bu sebeple de dünyanın en çılgın nehirlerine sahip. Burada yaşayan halk zaman zaman coşan nehirler sebebi ile ulaşımda sıkıntı çekebiliyor. Bunu aşmak için Stangler Fig köklerini kullanarak kendilerine yaşayan köprüler inşa etmişler. Ağacın kökü o kadar kuvvetli ki, en çılgın nehirler bile bu köprüyü yıkmayı başaramıyor.


Dahası Strangler Fig ne kadar hızlı gelişse de sonuçta bir agaç. Gelişmesi ve köklerinin uzaması tabi ki nesiller sürüyor. Bu sebeple köprünün bakımını üstlenmiş ailelerde babadan çocuklara geçen bir öğreti. İşte sürdürülebilir mimarlık ve tasarım. 

Fotoğraf olamaz bu? Nasıl ya?

Nambia'da National geografik fotoğrafçısı tarafından çekilen bu fotoğrafa inanamıyorum. Sanki photoshop'ta yapılmışa benzemiyor mu? Bana inanmıyorsanız buyrun National geographic sitesinden bakın.
Arkadaki turuncu renk doğmakta olan güneş. Ağaçların dallarını sanırım develer yemiş. Süper süper.

Tuesday, February 8, 2011

Miami'de görülmesi gereken yerler

Miami'ye gittik, döndük ve tabi ki çok güzel vakit geçirdik. Miami tam filmlerdeki gibiydi. Sahilde yürüyen koşan insanlar, patenli kızlar, bisikletli turistler... Miami zırt pırt gidilen bir yer değildir herhalde ama benim 3 günlük boş zamanımda en keyif aldıklarım şunlar oldu;

1) Miami South Beach'de güneş okyanustan doğuyor. Bu sebeple bir fotoğraf makinası ile güneşin doğuşunu yakalamak çok keyifli. 


2) News Cafe'ye gidin. Özellikle kahvaltıları bir harika. Menüye bakıp kararsızlıktan aç kalacaktım az daha. Hepsi çok lezzetli. Scrambled eggs, bacon ve cheese üçlemesi, Eggs Benedict ve Pan cake yedik. Hepsinin tadı halen damağımda. 
News Cafe, South beach

 3) En çok hoşuma giden şeylerden biri de halkının son derece açık fikirli olması idi. Sokakta çıplak dolaşan insanlardan, çılgınca dans edenlere ve haykıranlara kadar herkes vardı ve kimse dönüp bir kez bile yan gözle bakmıyordu. Türkiye'den giden bana takdir edersiniz ki bir farklı ve hoş geldi. Bir hafta önce İngiltere'deydik, orada hiç böyle bir rahatlık hissetmemiştim. 

4) Miami belediyesi gelirinin %3'ünü sanata yatırdığından dolayı, şehirde mimari ve sanat çok gelişmiş durumda. Filmlerden görmediğimiz şey değildi tabi ama yine de şehri daha keyifli gezmek için bisiklet kiralamanızı tavsiye ederim. Ben iki gün boyunca bisikletle dolaştım ve şehrin altını üstüne getirdim. Araba kiralamak ise bir dert. Park edecek yer bulmak zor, parkların birçoğu da 30dolardan başlıyor. 




5) Türk bayanları olarak yurtdışına gidip alışveriş yapmama imkanımız da yok tabi ki. Sawgrass mill isimli bir alışveriş merkezine gittik. Yarım gün harcadık ve koşar adım dahi ancak yarısını görebildik. Siz hayal edin yani büyüklüğünü. 

6) Evergreen national parkına gitmeye çalışıp, kiraladığımız araba ile yolda kaybolduk. Burasını da çok met ediyorlar ama biz yarım günü kaybedip, kendimizi haritanın tam öteki ucunda bulunca vaz geçtik. Halbuki yılanlar, aligatörler ve timsahlarla dolu çılgın bir mekanmış. 

7) Evergreen'i bulamayınca Seaquarium diye bir yere gittik. Ağlamaklı bir şekilde kaçtık, nitekim hayvanat bahçesi çıktı. 

8) Key Biscayne diye en en güneyde bir küçük ada var. Oranın da en ucunda bir deniz feneri vardı. Sabah onu görmeye gittik. Etrafında bir kafe olacağını hayal ediyorduk, en azından sabah açık olanını bulamadık. Ama okyanusun en uç köşesinden bakmak da güzeldi. 

 İşte böyleydi Miami.Dünyadan soyutlanmış bir tatil yöresi :)