Tuesday, February 12, 2013

Güneş ışığını hangi renk daha fazla ısıya çevirir?



Işık, kaynağından çıkıp bir nesneye çarpar ve ışık yansıdığındaki dalga boyutu o nesnenin rengini belirler. 


Mesela ışık siyah bir nesneye çarptığında, siyah nesne ışığı tamamen emer ve ışığı yansıtmadığı için de siyah görünür. 

  • Peki siyah nesneye çarpan ışığa ne olur? 
  • Isıya dönüşür. 

İşte bu sebeple yazın daha açık renk kıyafetler giyeriz, beyaz tisortumuze çarpan güneş ışınları üzerimizde yansıyıp gitsin diye.  

  • Kaç farklı renk vardır? 
  • 8 adetö aynı gok kusagındaki gibi. 
  1. Infrared, 
  2. kırmızı, 
  3. turuncu, 
  4. sarı, 
  5. yeşil, 
  6. mavi, 
  7. mor, 
  8. ultraviyole. 
Ultraviyole ve infrared insanlar tarafından görülemeyen frekans ve dalga boyundadır. 

  • Açık yeşil bir renk değil midir?
  • Açık yeşil, koyu mor, gül kurusu, pembe gibi yukarıda saydığımız 6 renge yakın olan tonlar da renktir. Kırmızı adını kırmızıya yakın tüm renkler için kullanılan bir aralık gibi düşünebilirsiniz. Kırmızının frekans aralığı 430-480THz'dir. Bu aralık arasında kırmızının birçok farklı tonu bulunmaktadır.  

BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ? 
Dünyaya gelen güneş ışınlarının hepsini sadece bir saat boyunca yakalayıp, ısıya çevirebilseydik tüm dünyanın koskoca bir yıl boyunca harcadığı enerjiyi elde etmiş olurduk!

HANGİ RENGİN ISIYI DAHA FAZLA GEÇİRDİĞİNİ ÖLÇMEK İÇİN BİR DENEY

MALZEMELER
Siyah, beyaz renkli karton kağıt
Tercihinize göre 4 farklı renk karton kağıt
6 buz kalıbı (aynı büyüklükte)
Kronometre veya üzerinde saniye göstergesi olan bir saat
Not almak için kağıt ve kalem

DENEY
  • Karton kağıtlarınızın her birini 8x8cm büyüklükte kareler oluşturacak şekilde kesin. Bu kağıtları sonrasında buzların üzerini kapatacak şekilde koyacağız. 8cm çok büyükse daha küçük, veya gerekiyorsa daha büyük kesebilirsiniz. 
  • 6 buz küpünü benzer aralıklarla güneşin altına koyun ve her birinin üzerine kestiğiniz farklı renkteki kağıtları yerleştirin. Bir buzun üzerinde siyah karton kağıt, diğerinde beyaz karton kağıt, diğerlerinde ise sizin seçtiğiniz 4 farklı renkteki kağıdı koyun. 
  • 6 buz küpünün de tam olarak güneşin altında olduğundan emin olun. Etrafta başka bir ısı kaynağı olmamalı. 
  • Buzların erime sürelerini kronometreniz ile tutun ve not kağıdınıza kaydedin



Thursday, December 20, 2012

Alexander Jansson

Fazla söze gerek yok. Tüm çizimlerine bayıldım. Sanki hepsi birer ayrı masal dünyası. Kısa film de yapıyormuş. Çizim ve karakterlerde Tim Burton ve Neil Gaiman havası var.

İsveçli sanatçının diğer eserlerine Deviantart/Alexander Jansson'dan  veya www.alexanderjansson.com adresinden ulaşabilirsiniz.












Sunday, August 12, 2012

Dünyanın en büyük uçağı hangisi?

Birçok konuda yazıyorum ama hep DÜNYANIN ENleri konuları ilgi çekiyor. İlgi çekmenin yanında artık aldığım okur istekleri de hep ENlerle ilgili. Bugün de Dünyanın En büyük uçağı hangisidir diye bir okuyucu sorusu gelmiş. Sayenizde ben de dünyanın ENlerini öğreniyorum :)

Dünyanın en büyük uçağı - Antanov 225

Dünyanın en büyük ve en ağır uçağı ünvanını halen koruyan Antanov 225, tam 600ton ile havalanabiliyor. Rusların uzay mekiğini taşımak üzere yapılmış fakat Rus uzay programı iptal edilince Antanov da ıskartaya alınmış. 1991 yılında bu sefer de kargo uçağı olarak kullanılmaya başlamış. 2001 yılında bir rekora imza atarak 4 tank taşımış. 2002 yılında ise İran körfezinde bulunan Amerikan askerlerine 250.000 hazır yemek taşımış.



Ayrıca 2012 filminde de başrol oyuncularından biriydi diyebiliriz.

Diğer uçakların da bir listesini verecektim ama Antanov diğerlerinden neredeyse %50 daha büyük olduğu için sadece bir iki fotoğraf göstermekle yetineceğim. Tam listeye Wikipedia'dan ulaşabilirsiniz.



Dünyanın en büyük gemilerini öğrenmek için tıklayın.

Monday, July 9, 2012

2012 yılı dünyanın en hızlı arabaları

Oğlum henüz 4 yaşında ama TopGear isimli BBC yapımı bir TV programının hastası. Programdaki arabalar Richard Hammond, James May ve Jeremy Clarkson isimli 3 sunucu tarafından inceleniyor. Dünya çapında 350 milyon kişi tarafından seyredilen bu programın diğer araba programlarından farkı ise pisti. İngiltere'de Surrey'de bulunan pist, 2. dünya savaşı sırasında Kanada havaalanı olarak inşa edilmiş. Daha sonra İngiliz hava kuvvetleri tarafından test ve üretim merkezi olarak kullanılmış. Sonra da Lotus firmasının test sürücüleri tarafından arabaların hızlarının test edildiği bir piste dönüştürülmüş ve sonrasında BBC'nin Top Gear programındaki arabaları ve sürücüleri test etmek için kullanılıyor.

İşte sizinle paylaşacağım dünyanın en hızlı arabaları listesi Top Gear'ın yıllar içinde özel dizayn edilmiş pistinde test ettiği arabalara ait.
Top Gear test pisti

5. Lamborghini Aventador LP700-4
En yüksek hızı saatte 354 km. 0'dan 100'e 2.9 saniyede çıkıyor. 515 kw gücünde motoru V12 tipi ve önde yer alıyor. 7 ileri vitesi var. 4 çeker bir araba ve 1575 kg. Top gear pistinde 5. sıraya 2011 yılında oturmuş. Birçok farklı listede 2012 yılının en beğenilen arabası seçilen Lamborghini Aventador'un adına daha çok Ronaldo'nun son arabası ve Kim Kardashian'ın Kanye West'e aldığı 750 000 dolarlık araba diye rastlamış olabilirsiniz.  




4. McLaren MP4-12C
En yüksek hızı saatte 333 km. 0'dan 100'e 3 saniyede çıkıyor. 441 kw gücünde motoru V8 twin turbo tipi ve önde yer alıyor. 7 ileri vitesi var. Arkadan itişli bir araba ve 1434 kg. Top gear pistinde 4. sıraya 2010 yılında oturmuş. McLaren karbon fiber alaşımı 11 yıl önce F1 arabalarında kullanan ilk firma. 11 yıl sonra karbon fiber teknolojisini geliştirip, ucuzlaştırarak binek otomobillerinde de kullanmaya başlamış.




3. Ariel Atom 500 V8
En yüksek hızı saatte 275 km. 0'dan 100'e 5.4 saniyede çıkıyor. 354 kw gücünde motoru 32 valve V8  tipi ve önde yer alıyor. 6 ileri vitesi var. Arkadan itişli bir araba ve 550 kg. Top gear pistinde 3. sıraya 2010 yılında oturmuş.



2. Ultima GTR 720
En yüksek hızı saatte 378 km. 0'dan 100'e 5.5 saniyede çıkıyor. 530 kw gücünde motoru V8  tipi ve önde yer alıyor. 5 ileri vitesi var. Arkadan itişli bir araba ve 1050 kg. Top gear pistinde 2. sıraya 2000 yılında oturmuş.


1. Caparo T1
En yüksek hızı saatte 322 km. 0'dan 100'e 5.5 saniyede çıkıyor. 429 kw gücünde motoru V8  tipi ve önde yer alıyor. 6 ileri vitesi var. Arkadan itişli bir araba ve 575 kg. Top gear pistinde 1. sıraya 2007 yılında oturmuş.




Neymiş arabanın en güçlüsü değil en hafifi, en turuncusu ve arkadan itişlisi makbulmüş :)


Top Gear'ın full listesine buradan ulaşabilirsiniz. 

Sunday, June 17, 2012

Havai fişekler hayvanlara zararlı

Istanbul'da havai fışekler resmi bayramlar haricinde yasaklanmış. Bu haberi tartışırken arkadaşlarımdan biri havai fişeklerin kuşları öldürdüğünü söyledi. Havai fişeğin atıldığı noktadan kuş geçme ihtimali çok düşüktür deyip bu söylediğine inanmamıştım. Sonra bugün araştırdım, gerçekten de doğru söylüyormuş. 

Havai fişeklerin çıkardığı yüksek ses sadece kuşları değil, tüm hayvanları son derece kötü etkiliyormuş. Her havai fişek sesinde evden kaçan, huzursuzlanan hayvanların sayısı neredeyse %100 artıyormuş. Öyle ki sesten uzaklaşmak için o kadar uzağa kaçıyorlarmış ki, bir daha geri dönemiyorlarmış. 

Bildiğiniz üzere hayvanların kulakları bizden çok daha hassas. Havai fişeğin gürültüsü hayvanları geçici de olsa sağır edebiliyormuş. Panik içinde ne yapacağını bilmeden uçan kuşlar da binalara çarpıp ölebiliyorlarmış. Veya açık denize uzun bir süre uçup sonra geri dönecek enerjiyi bulamadıklarından ölebiliyorlarmış.

Yapılan araştırmalar bu tip beklenmedik gürültülerin hayvanlarda kalıcı hasarlar bıraktığını da saptamış. Havai fişeklerin sıklıkla atıldığı stadyum yanındaki ördekler hayatları boyunca minik kalırken, şehir içindeki parktaki ördeklerin çok daha büyük oldukları gözlenmiş. Bazı köpekler bu tip sesleri hayatları boyunca unutamaz ve sinir hastası da olurlarmış. 

Kısacası havai fişeklerin yasaklandığı çok iyi olmuş. Darısı diğer illerdeki hayvanların başına.  

Saturday, May 26, 2012

Paratoner nedir?


Benjamin Franklin'in politikacılığının yanısıra mucit olduğunu, hatta PARATONER'i icad ettiğini biliyor muydunuz?

Benjamin Franklin
1700'lü yıllarda Amerika gelişirken ve her geçen gün daha yüksek binalar inşa edilirken, şimşek çarpması sonucu birçok yangın çıkıyormuş. Bu soruna bir çare arayan Benjamin Franklin bir uçurtmanın ucuna bir anahtar bağlamış, uçurtmayı elektrik kablosuna bağlayıp, diğer ucuna da toprağın içine gömdüğü bir demir levhaya bağlamış. Uçurtmayı yıldırım çarptığında elektrik anahtar ve kablo sayesinde güvenli bir şekilde yere inip, toprağın içine girerek hiçbir yere zarar vermemesi sağlanmış. Bu başarılı deney sonrasında paratoner tüm dünyada kullanılmaya başlanmış. 

İnanılanın aksine şimşekler ilk olarak direkt paratonerlere çarpmıyorlar. Havadaki elektrik akımı, kolaylıkla ilerleyebileceği bir bir ortam arıyor ve yere ulaşıncaya kadar en geçirgen yüzeylerden atlayarak yoluna devam ediyor. Yani havada elektrik artmaya başladığında çevrede bir paratoner var ise aranmakta olan elektrik akımının bu paratoneri bulması oldukça kolay oluyor. 

Elektrik paratonere ulaştıktan sonra, paratonere bağlı kablo ile yeryüzüne iniyor ve toprağın içine giriyor. 

Wednesday, March 28, 2012

Tarihi çöplerle yok etmek - Böylesi görülmedi

Tarihte ilk defa parasını basan 3 kentten birinin kalıntılarının üzerine ÇÖPLÜK kuruluyormuş. Eski çağ tarihçisi Prof. Dr. Veli Sevin'in konuya ilişkin yazısını aşağıda bulabilirsiniz. 

Prof. Dr. Veli Sevin - 11 Şubat 2012 - Küçük Menderes Gazetesi
Geçen gün 4 Şubat Cumartesi tarihli Küçük Menderes Gazetesi'nde Türkönü Köyü muhtarı sayın Cengiz Şen'in feveranını görünce dayanamayıp eşim Prof. Dr. Necla Arslan Sevin ve iki arkadaşla birlikte Ödemiş belediyesinin yeni "Katı Atık Döküm Alanı'na" gittim. Ödemiş-Kaymakçı yolunun 10. kmsinde Türkönü köyü sınırları içinde, karayolunun 1 km kadar kuzeyinde. Hazırlıklar başlamış, levhası bile dikilmiş yol kenarına. Az ilerideki tepeler ve eteklerinde ise antik bir ören yerinnin kalıntıları yer alıyor. Adı Neikaia...
Neikaia, bir diğer şekliyle Kilbianol-Neikaia yani Yukarı Küçük menderes halkı Kilboslular'ın Neikaiası. Bölgeye adını veren Kilbos, Küçük Menderes'in en büyük kolu olan bugünkü Kadın Deresi'nin antik ismiydi. Bursa yakınındaki bugün İznik adını taşıyan Nikaia'dan ayrılabilmesi için ona Kilboslular'ın Neikaiası adı verilmişti. Çevredeki kayalara oyulmuş oda mezarlarından anlaşılacağı üzere kuruluşu MÖ. VII yy'a Lydia Krallığı dönemine değin uzanıyor. Nereden bakarsanız bakın yaklaşık 2500 yılı aşan bir tarih söz konusu. Roma imparatorluğu döneminde Küçük Menderes havzasının doğu ucunda yaşayan yerli aşiretleri, köy topluluklarını iskan etmek, kent kültürüne geçişlerini sağlamak amacıyla geliştirilmiş ve büyütülmüştü. Bölgemizde kendi adına para basabilmiş üç kentten biri. En eski parası MÖ I. yy tarihlidir. Bazı paralarının arka yüzünde Sağlık Tanrısı Asklepios'un ve çoğu kez de oğlu kabul edilen cüce Telesphoros'un resimleri bulunuyor. Hastalıktan kurtulma, nekaheti simgeleyen bir tanrı. kentin bir tür sağlık merkezi olarak kabul edildiği anlaşılıyor. MS. V. yyda Efes metropolitiğine baülı bir psikoposluk merkeziydi. Neikaia antik kentinin bölgemiz için son derece önem taşıyan bir yerleşim alanı olduğu belli. Henüz belgelemeye yönelik ciddi bir araştırmaya konu olmamış, kesin sınırları da saptanmamış. Duyuyoruz ki şimdi bu tarih hazinesi üzerine bir çöplük kuruluyor ne yazık ki. 
Yer seçimini kimler yaptı bilmiyorum ama bu yöredeki en uygun olmayan yeri seçtikleri de açık. Küçük menderes havzasında çok fazla antik kent kalıntısı yoktur. Olanların üzerine de çoğu kez modern kasabalar kuruludur. Koloe-Kiraz, Palaiapolis- beydağ, Dioshieron-Birgi ve Hypaipa-Günlüce antik kentlerinin acıklı durumları ortada. Arkeolog eli değmemiş ve Ödemiş için gelecek vaad eden en uygun eski eser alanı burasıdır.  İleriki yıllarda arkeolojik yönden rahatlıkla kazılıp açılabilecek bu eşsiz sahayı yitirmeden çok düşünmek gerekir. Ödemiş bindiği dalı kesmemelidir. Konunun ayrıntıları hakkında henüz hiçbir bilgim yok fakat ne olursa olsun antik bir ören yerinin eteklerine kalabalık bir nüfusun çöplerini dempolamak olacak iş değil doğrusu. Anımsayabildiğim kadarıyla Türkiye'de ilklerden biri olacak. Bu çağda tarihini göz göre göre çöplerle yok eden bir zihniyetin varlığını görmek bir ödemişli olarak beni derinden yaralıyor. Bu konudaki gelişmeleri izlemeye devam edeceğim. 

Sunday, March 11, 2012

42 nedir?


Bilindiği gibi yaşamla ilintili birçok sorun vardır, bunlardan en çok bilinenleri, insanlar niye doğar? Niye ölür? Niye aradaki zamanın büyük bir kısmını dijital saat taşıyarak geçirmek isterler? 
Milyonlarca yıl önce hiper zeki bir varlık soyu yaşamın anlatımına ilişkin giriştikleri ağız dalaşına köklü bir çözüm getirmeye karar verdiler. Kendilerine görkemli bir süper bilgisayar yaptılar. Bilgisayar öylesine muazzam bir zekaya sahipti ki daha veri bankaları bağlanmadan önce 'düşünüyorum öyleyse varım' dan başlayarak sütlacın ve gelir vergisinin varlığını çıkarsayacak kadar ileri gitmişti. Bilgisayarın adını Derin Düşünce koydular. 
Ve Derin Düşünceye sordular 'Yaşam, Evren ve herşeyin anlamı nedir?'  
Cevabın hesaplanması 7.5 milyon yıl sürdü... 
Süre dolduğunda milyonlarca insan cevabı duymak üzere toplanmıştı. 'Yedibuçuk milyon yıl ırkımız Büyük ve Umutlu Aydınlanma Gününü bekledi. Yanıt Günü' Coşkulu kalabalıktan çığlıklar kopuyordu. Kürsüdeki bir adam 'Artık hiçbir zaman sabahaları uyandığımızda Ben kimim? hayattaki amacım nedir? diye sormayacağız' dedi. Herkes nefesini tutup bekliyordu.  
Ve Derin Düşünce açıkladı .... 'Hayat, Evren ve Herşeyin yanıtı 42'
Doğru soruyu sormadıklarını fark eden zeki yaratıklar, soruyu bulabilmek için daha da büyük bir bilgisayar yaratırlar. Dünyayı...


Bugün Douglas Adams'ın doğum günü. Kült bilim kurgu kitaplarından Otostopçunun Galaksi rehberinin en mühim bölümünü paylaşarak kendisine selam göndereyim istedim. Ayrıca 42'nin ne olduğunu bilseniz de iyi olur. 

Saturday, March 10, 2012

İlk topuklu ayakkabı


Neredeyse herşeyde olduğu gibi ilk topuklu ayakkabı da yine Mısırlılar tarafından asaletin bir göstergesi olarak giyilirdi. Romalılar zamanında ise topuklu ayakkabılar yerini tiyatrocular ve hayat kadınlarının giydiği mantar platform ayakkabılara bıraktı. Orta çağlarda ise hem kadınlar, hem erkekler takunya giymeye başlandı. Takunya'nın asıl amacı ise pahalı ayakkabıların ve ayakların temiz kalması idi. 
1400'lü yıllarda tekrar ortaya çıkan platform ayakkabılar ilk defa Türkiye'de kullanılmaya başlandı ve buradan Avrupa'ya yayıldı. Bu platform ayakkabılar sadece kadınlar tarafından giyiliyordu ve o kadar yükseklerdi ki baston veya yardımsız yürümek neredeyse imkansızdı.  

1500'lü yıllarda ise topuk daha çok ata binenlerin botlarında kullanılmaya başlandı. Binicilerin botlarındaki topuk, ata binerken ayakların üzengiden kaymasını engellemek amacı ile kullanılıyordu. 

Bugünkü topuklu ayakkabıları moda dünyasına kazandıran ise (1519-1589) Catherine De Medici'dir. Kısa boylu ve çok güzel olmayan Cathrine, 14 yaşında iken Fransa kralının en büyük oğlu ile nişanlandığında prensin aşık olduğu başka bir kadın olduğunu biliyordu. Düğünde hem Fransız halkını, hem de prensi etkilemek amacı ile zarif topuklu, mücevherlerle süslenmiş ayakkabılar yaptırdı. Düğün bittiğinde topuklu ayakkabılar moda olmuştu bile. Topuklu ayakkabılar yine hem kadınlar, hem erkekler tarafından kullanılmaya başlandı. 

1700'lü yıllarda ise Fransa kralı Loui, sadece soyluların kırmızı topuklu ayakkabı giyebileceğini ve hiç kimsenin kendisinden daha yüksek topuklu giyemeyeceğini emretti.

1791'de Napolyon eşitliğin göstergesi olarak topuklu ayakkabı giymeyi yasakladı ve 1860'lara kadar topuk popülerliğini yitirdi. Dikiş makinasının icadı ile topuk tekrar moda dünyasına geri döndü.

Guinness rekorları arasındaki en yüksek ticari topuklu ayakkabı 51cm topuğu ile Hintli James Syiemiong'a ait.

Friday, February 17, 2012

Einstein'ın değerleri

İngilizcesi çok güzel yazılmış, Türkçe'ye tercüme etmeye çalışıp metni ziyan etmek istemem. Daha önce taslak olarak kaydetmişim ve paylaşmamışım, sanırım tercüme edebilirim cesareti gelmiş o an üzerime :) şu an imkan yok diyorum. Bu metni yazan Steve Jobs'ın da biyografisini yazan Walter Isaacson'un Einstein kitabından alıntıdır. Rahatlıkla burada yazanlar kadar katıldığım başka birşey yok diyebilirim. 

The most important aspect of Einstein's personality was his willingness to be a non-conformist. It was an attitude he celebrated in a forward he wrote near the end of his life to a new edition of Galileo. "the theme that I recognize in Gallileo's work is the passionate fight against all dogma based on authority. " Einstein was rebellious enough to throw out conventional thinking that had defined science for centuries. He bristled over all sorts of tyranny over a free mind. Einstein's fundamental creed was that freedom was the lifeblood of creativity. The development of the science and the creative activities of the spirit requires a freedom that consists in the independence of thought from the restrictions of authoritarian and social prejudice. Nurturing that should be the fundamental role of the government and the mission of education.
There was a simple set of formulas that defined Einstein's outlook. Creativity required willingness not to be conformed. That required nurturing free minds and free spirits which in turn required a spirit of tolerance. And the underpinning of tolerance was humility. The belief that no one had the right to impose ideas and beliefs on others.