Showing posts with label Sanatcilar. Show all posts
Showing posts with label Sanatcilar. Show all posts

Sunday, May 16, 2021

Travesti ne demek?

 46 yaşındayım ve “travesti” nin ne demek olduğunu daha yeni öğrendim.

Başka bir şey eklemeye de aslında gerek yok. Tek bir cümle, cinsellik konusundaki bekaretimizi yüzümüze vurabilecek kadar yeterli. Bu eksikliğin sadece bana has olmasını ve “Ay Selin ne kadar da cahilsin” denebilmesini yeğlerdim doğrusu. Fakat cinsellik Türkiye’de rahatça tartışılan ve kabul gören bir konu olmadığı için bilgi seviyemiz düşük kalıyor. Kulaktan dolma bilgiler ile konuyu bastırıyor, cinsel olarak tutuk ve önyargılı bir hale geliyoruz.

Bu sayede varlığını öğrendiğim LGBT.Wiki.org tanımına göre Travesti, karşı cinsin kilik kiyafetini giyen ama illa ki kendini homoseksüel veya transeksüel olarak tanımlamayan kimselere deniyor.

Geçen gün Tate Modern sanat müzesinin Youtube sayfasında gezinirken İngiltere’de Turner sanat ödülüne layık görülmüş, eserleri 1 milyon dolar civarında alıcı bulan ve İngiltere’de yılın sanatçısı seçilmiş Grayson Perry isimli bir seramik sanatçısına denk geldim. Seramik vazo ve kilimler üzerine rengarenk ve bol desenli hikaye anlatımları ile öne çıkıyor. Söyleşiye, moda öğrencileri tarafından dizayn edilmiş abartılı ve taşkın kıyafet ve makyajıyla katılmıştı. Kıyafeti ile Oz büyücüsü veya Alice Harikalar diyarından fırlayıp gelmiş gibiydi. Hiçbir seksiliği olmadığı gibi, daha çok teyze izlenimi veriyordu.

Kaynak: TLS via © Chesnot/Getty Images
Kaynak: TLS via © Chesnot/Getty Images


Grayson Perry, İngitere'de tanınan bir psikoterapist ile evli, bir de kızları var. 

Fotoğraf: Steven Hatton

Özellikle ülkemizde cinsellik konusunda konuşulmayan birçok gri alan var. Aslında herkes spektrumun farklı bir yerinde dursa da, spektrumun sadece iki ucunu konuşup duruyoruz. Halbuki arada birçok renk, birçok farklı duruş ve his yaşanıyor. Cinsellik spektrumunu 30cm’lik starndart bir cetvel gibi düşünelim. Sıfır noktası 100% erkek, 30 noktası %100 kadın olsun. Santim olarak düşünsek arada 28 farklı seviye var. Milimetre olarak düşünsek yüzlerce. Biz ise insanları spektrumun iki tarafına gruplamaya çalışıyoruz. Kadın mısın, erkek mi, yoksa diğeri mi? Diğer kutusunun içi aslında çok kalabalık ve rengarenk. Hatta insanların bir çoğu belki de bu orta grupta. Fakat bu orta grubu görmezden geliyor, kutuplardan ne kadar uzak ise kişiyi o kadar dışlıyoruz.

Durum batıda çok daha kabul görür durumda olmasına rağmen, tamamen çözülebilmekten de halen çok uzak. Bir İngiliz olan Grayson Perry’nin annesi, karısına “sen ne kadar zavallı bir kadınsın ki travesti bir adam ile evlendin” demiş. Sen gel dünyaca ünlü sanatçı ol, Tate müzesinde eserlerin bulunsun, İngilterenin en iyi sanatçısı seçil, fakat annen halen travesti olmanı içine sindiremesin! Yazık.
Biraz da Grayson’ın asıl konuşulmayı hak eden seramik ustalığından bahsedelim; en iyi tanınan eseri Brexit vazolarından…

Perry, Brexit tartışmalarının ayyukta olduğu sırada Avrupa Birliği’nde kalmak isteyenler ve ayrılmak isteyenlere bir soru yöneltmiş; İngiltere’nin Avrupa Topluluğunda kalmasını veya çıkmasını istemenizi en iyi tanımlayan İngiliz sembolleri, figürleri, renkleri hangileridir? Halkın gönderdiği cevapları da iki vazonun üzerine işlemiş.

Kaynak: Guardian

Öncelikle dikkat çeken vazoların ne kadar çok benzer öğe içerdiği. İkisi de mavi, ikisinde de sahil yürüyüşüne çıkmış aileler, köpek gezdiren insanlar, publar, yumurta, bacon ve çaydanlık var. Birlikte kalmak isteyenlerin vazosunda Gandhi, Obama, Shakespeare gibi barış ve sanat çağrışımlı kişiler yer alırken, ayrılmak isteyenlerin vazosunda Churchill, Kraliçe gibi İngiliz ikonları ve kahramanları yer alıyor. Churchill’in AB kurucularından olması da işin cilvesi olsa gerek.

Grayson’ın çocukluğunu ve gençliğini anlattığı bir de kitabı var.


 

Kaynak: Timeout via Victoria Miro Gallery

Kaynak: Independent.co.uk


Sunday, April 21, 2019

Bunda ne var ben de çizerim: Pablo Picasso

Pablo Picasso'nun eserlerine bakıp da "Ne var canim! Bunu ben de çizerim" diyenlerden misiniz?" Alt tarafı yamuk yumuk çizilmiş bir yüz, yarısı boyanmış bir tuval, kenarlara taşmış renkler, perspektiften yoksun renk cümbüşü. Sizi bilmem ama ben defalarca "ben de çizerim" deme gafletinde bulunanlardanım. Yıllar geçip de sanata olan ilgim arttıkça, daha çok sanat müzelerine gitmeye başladım. Kabaca vurulmuş fırça darbelerinin altında yatan anlatımları öğrenmeye başladığımda, sanatçılara olan hayranlığım tavan yaparken, ettiğim patavatsızlıklarla adeta yerin dibine girdim.

Barselona'daki Picasso müzesini, eserlerin tarihine göre sıralamışlar. Böylece kapıdan girer girmez Picasso'nun 13 yaşında yaptığı Bereli Adam tarafından karşılanıyor ve sanki yaratıcısıyla ilgili söylediklerimizi biliyormuş gibi üzgün ve suçlayıcı bir şekilde gözünüzün içine bakıyor. Kafamı belli belirsiz aşağı yukarı sallıyor, kendisinden sessiz bir özür dileyerek kulağımdaki sesli rehberi dinlemeye başlıyorum.

Picasso'nun 13 yaşındayken çizdiği Bereli Adam 
Fotoğraf: Selin Kahraman 


Picasso'nun babası bir ressam ve sanat tarihi profesörü imiş. Picasso 7 yaşında iken oğluna resim eğitimi vermeye başlamış. Ünlü sanatçıların resimlerini taklit ederek ve insan anatomisi çalışarak başlamışlar işe. İlk canlı modelleri ise ailesi olmuş. Bu resimde çizmiş olduğu babasının yüz hatlarını aklınıza kaydedin, birçok Picasso eserinde kendisine farklı rollerde rastlayacaksınız.

Picasso'nun babası
Fotoğraf: Selin Kahraman

Resimlerinde yer alan başka bir aile ferdi de, sert mizaçlı Teyzesi Peppa. Dediğim dedik bu kadını çizerken kullandığı karanlık renkler ve teyzenin yüz ifadesi nasıl biri olabileceğine ilişkin çok net bir fikir vermiyor mu? Bu resim Picasso’nun sanat dünyası tarafindan takdir gören ilk eseriymiş. O zaman 15 yaşında.

Peppa Teyze - 1896 - Yas 15
Fotoğraf: Selin Kahraman 

Babası Picasso’yu, 14 yaşında iken zamanın ünlü resim yarışmalarından birine girmesi icin teşvik etmiş. Hatta kazanması icin dönemin beğenisine uygun dini öğelerin kullanıldığı bir resim çizmesinde ısrarcı olmuş. (helikopter baba :)) Picasso da babasının önerilerine uyarak İlk Komünyon tablosunu çizmiş ve dikkat ederseniz resme babasını da yerleştirmiş. Resim ödül almasa da (iyi mi oldu karıştığın helikopter baba?) sanat uzmanları tarafından büyük beğeni ve alkışla karşılanmış. 

Ilk Komunyon
Fotoğraf: Selin Kahraman 

Ilk odulunu Bilim ve Hayır isimli eseri ile 15 yaşındayken almış. Bu temanın da yine babası tarafından dönemin trendlerine uygun bir şekilde seçildiği düşünülüyor. Zira o sıralar Darwin, Edison, Tesla, Faraday, Doppler, Maxwell gibi dahiler buluşları ile herkesin ilgisini çekiyor ve burjuva sınıfının bilime olan ilgisini arttırıyormuş.

Bilim ve Hayır - 1897

Diğer artistlerin eserlerini yorumlamak Picasso'nun eğitiminin ayrılmaz bir parçası olduğundan  Bilim ve Hayır isimli eserini Enrique Paternina Garcia'nin "Annenin hastane ziyareti" isimli eserinden esinlenerek yapmış. Iki resme baktığınızda bircok benzerlik bulmaniz mümkün. Resimdeki doktor kim dersiniz? Dikkatli bakınca yine Picasso'nun babasını kullandığını göreceksiniz.

Bir süre hasta kadın teması Picasso'yu meşgul etmiş görünüyor. Aşağıda daha az detaylı ve çok daha küçük boyutta çalışılmış aynı döneme ait hasta kadın tablolarını bulabilirsiniz.

Picasso’nun kendine has kübik tarzına geçişi de hasta kadın temasından olmuş. Cinsel hastalıkların tedavi edildiği hastanelere gidip, dışlanmış bu kadınları defalarca eserlerine taşımış. Frengi hastalarina takılan beyaz boneli bu kadın Picasso’nun tarzının degişmeye başladığı mavi döneme ait. Mavi dönem denmesinin nedeni de, bu döneme ait eserlerinde yoğunlukla mavi kullanmış olması olsa gerek.


Boneli kadın - 1901
  
Barcelona çatıları - Mavi bardak


Barcelona’nın mimarisine hayran olan Picasso, şehri de birçok eserine konu etmiş. Benim özellikle ilginç bulduğum ise Barselona Picasso müzesinde sergilenen Columbus Meydanı isimli eseri. Perspektif ile oynamaya başladığı, gerçeklik ile abstraktı birleştirdiği eserlerden biri. Balkon trabzanlarına bakin. Bazıları gerçekci, diğerleri ise fiziki olarak mümkün olamayacak açılarda duruyor. Dışarısı renklerle cıvıl cıvıl iken, içerisi geometrik ve zamansız, detaysız ve soğuk…

Columbus Meydani

Tabi ki her sanatçının olduğu gibi, Picasso’nun da yolu Paris’e düşüyor. Orada dönemin birçok ünlü sanatçısı ile karşılaşıp, farklı tarzlar deniyor. Arkadaşlarının tekniklerini ödünç alıyor. Canlı renkler, hızlı ve kuvvetli fırça darbeleri kullandığı bu resimleri dekoratif amaçlı yapmış oldugu düşünülüyor.


Cüce

Meyveler

Oldukça klasik tarzda olan bu kahvaltı sofrasından, kübik döneme nasıl geçmiş derseniz işte size kübik meyve tabağı :)

Meyve tabagi

Farklı perspektifler ile oynamaya, cisimleri ve kişileri temsili şekiller ile çizmeye başlıyor. Bunu nasıl yaptığını en iyi gösteren eserlerinden biri aşağıda. Valesquez’in Las Meninas isimli tablosunu kopyaladığı kübik çalışmasını aşağıda alt alta ekledim.



Las Meninas, Nedime demek. Kraliçenin yanında evlendirilmeyi bekleyen seçkin kadınlara verilen ad. Ortada beyaz elbisesi ile duran İspanya Prenses’i Margareth Teresa. Margareth’in etrafında duran da seçkin nedimeleri.

Picasso Nedimeler resminin onlarca farklı versiyonunu çiziyor. Aşağıda bazılarını inceleyebilirsiniz. 








Picasso Nedimelerden çok resmin ana karakteri çocuk gelin Margareth Maria’ya kafayı takmışa benziyor. Margareth’in onlarca farklı versiyonunu resmetmiş. Aşağıda inceleyebilirsiniz.




Picasso bilinen en üretken ressamlardan biriydi. 2000e yakın tablo, 1000'in üzerinde heykel, 3000'e yakın seramik, 12.000'e yakın taslak resim çizmiş. Yakın arkadaşı Jaume Sabartes yaşarken Picasso’nun adına bir müze kurmuş. Barcelona’daki Picasso müzesinde Sabartes’in Picasso tarafından resmedilmiş bir portresi bulunuyor. Müzede benim en beğendigim eser de buydu. Sabartes Picasso’ya beni bir centilmen olarak çiz demiş ve gerisini Picasso’nun yorumuna bırakmış. Ben de sizi bu resimle baş başa bırakıyorum.



Wednesday, December 15, 2010

Marie Sena'yı görmeden dövme yaptırmayın

Yaptırsam mı, sıkılır mıyım derken seneler geçti ama ben hala ne zaman güzel bir dövme görsem bakakalıyorum. Bugün ünlü bir dövmeci olan Marie Sena'ya ilk defa rastladım. Çok güzel dövmeleri var, yaptırsam ben de böyle renkli renkli dövmeler isterim herhalde.







Wednesday, November 24, 2010

Freddie Mercury'yi anıyorum... Buyrun katılın...

Bir Queen hastası olarak Freddie Mercury'nin ölüm yıldönümünde kendisini anmazsam ayıp olur. Size Freddie ile ilgili bazı bilgiler vereceğim. 

- Zanzibar doğumlu
- Gençliğine kadar ailesi ile birlikte Hindistan'da yaşıyor ve İngiliz okuluna gidiyor. 
- Zanzibar devrimi sırasında ailesi ile birlikte güvenlik sebebi ile İngiltere'ye kaçıyor ve burada Grafik sanatlar ve dizayn okuyor. Kendisi meşhur Queen amblemini de çizen kişidir.
- 4 oktav sese sahip. Konuşurken sesi bariton iken, şarkı söylerken genelde tenor olarak söylüyor.
- Seven seas of Rhye, Bohemian Rhapsody, Killer Queen, Somebody to love, We are the champions, Dont stop me now gibi grubun birçok ünlü şarkısını kendisi yazmıştır. 
- Biseksüel. Uzun yıllar Mary Austin isimli bir kadınla birlikte oldu. Daha sonra kısa süreli yaşadığı homoseksüel ilişkiler sebebi ile Austin'den ayrılır. Ama ölene kadar çok iyi arkadaş kalırlar. Mary için benim tek gerçek arkadaşım derdi. Love of my life şarkısını da yine Mary için yazmıştır. 
- Daha sonra Barbara Valentin ile 5 yıl birlikte olur.
- Daha sonra Jim Hutton isimli bir erkek ile beraber olur ve onunla birlikte iken vefat etmiştir.
- "I am gay as a daffodil (nergis)" demişliği vardır ama açık bir şekilde gay olduğunu kabul etmemiş olması gay komunitesi tarafından pek hoş görülmemektedir. 
- HIV olmasını da ölümünden bir gün öncesine kadar saklamıştır. Bu davranışı da hoş karşılanmamıştır ve istese AIDS için birçok yardım kampanyası düzenleyebilirdi denilmektedir. 
- Birleşmiş milletlerin boykotunu kırıp Güney Afrika'da konser verdikleri için de adları boykot kırıcıya çıkmıştır. 
- Zanzibar hükümeti Freddie'nin 60. yaş günü kutlamalarını gay olması sebebi ile iptal etmiştir. 
Mary Austin
Jim Hutton

Barbara Valentin

Tuesday, November 2, 2010

Martin Klimas - Fotoğraf tutkunu zihni sinirlere ilham

Martin Klimas bildiğimiz objeleri kırıyor ve kırarken bir anını donduruyor ve bu gördüğünüz muhteşem fotoğrafları yaratıyor. Nasıl çekiyor diye merak ettim ve Klimas ile yapılan bir röportajı okudum;

Fotoğraflarını çekmek için nesneleri kapkaranlık bir odada yüksekten bırakıyormuş. Nesne yere düştüğünde çıkarttığı ses ile devreye giren hızlı kamera otomatik olarak deklanşöre basıyormuş. Tabi ki beğendiği bir fotoğrafı bulana dek defalarca aynı nesneden kırması gerekiyormuş.  

Fotoğrafların mesajı ise günlük telaşın içinde bazı şeyleri göremeyeceğimizi  ve bunu ancak çok dikkatli bakarsak  fark edeceğimizi hatırlatmak.

Nasıl yaptığını anladım ama meyve sebze koleksiyonuna tüfekle giriştiğini düşünüyorum. Ayrıca fotoğrafçı filan değilim ama fotoğrafla uğraşanlara önerim kendilerine böyle net ve farklı bir kavram bulsunlar. O çizgiden  yürüsünler, duayı eksik etmesinler.








.