Friday, February 10, 2012

Karda neden heryer sessiz?

Bazen sabah uyandığımızda perdeler kapalı olduğunda dahi kar yağmış olduğunu biliriz. Ama karın yağmur gibi sesi olmadığından bunu nasıl anlarız? Etrafın normalden daha sessiz olmasından... 


Kar taneleri yere yavaş yavaş ve dağınık bir şekilde düşerler. Yere düşen bir kar tanesinin üzerine aynı şekilde bir kar tanesinin düşme ihtimali yok denecek kadar azdır. Bu sebeple üst üste duran kar tanelerinin arasında minik hava cepleri oluşur. Bu hava cepleri de ses dalgalarını emerek, yansımalarını ve çoğalmalarını engeller. 

Kar akustiği özellikle askeri alanda mühim bir konu. Ortam seslerini algılamaya çalışan bir aletin karlı veya karsız ortamda ölçümleri son derece farklı sonuçlar verecektir. Karın yoğun olduğu bir günde yüksek sesle kapatılan bir çöp tenekesi kapağının sesi kulağımıza çok daha zayıf gelirken, karsız bir günde tüm şiddeti ile ulaşacaktır. 

Ses dalgalarının kar üzerinde ilerleyişini anlamak üzere çeşitli deneyler yapılmış. Bunlardan en sık rastladığım ise bir silah ile yapılanı. Silahın ateşlendiği noktadan 60metre öteye bir sensör yerleştiriliyor ve ses dalgasının boyu ve şiddeti ölçülüyor. Karlı ve karsız havada yapılan ölçümlerin farkını saüdaki tabloda görebilirsiniz. Üstteki grafikte sesin ne kadar yüksek olduğunu görebileceğiniz gibi, alttaki karlı alanda sesin hem alçak oluşu, hem de bozularak ilerlediği de görülmekte. 

Thursday, January 26, 2012

Dubai'de görülmesi gereken yerler

Dubai'nin dünyanın en ekileyici şehirlerinden biri olduğuna şüphe yok. Gerek dünyanın en büyük binası Burj Halife'si ile, gerek çöl kenarında bir vahaya benzetilen şehir yapısı ile, gerekse süper lüks alışveriş merkezleri ve lokantaları ile eşi benzeri bulunmaz şehirlerden biri. Bu şehrin çok enteresan bir efsunu olsa gerek ki, şehri ziyaret edenler ya çok beğeniyor, ya da hiç sevmiyor. En sevdiğim ilk 5 şehir listesine giremese de, benim beğendiğim şehirlerden biri. Toplam 3 kere gittim. İkisi Burj Khalife büyüsüne, diğeri çöl ve deniz tatili niyetine.      

Dubai'yi beğenmeme katkıda bulunan turistik mekanları sırasıyla şunlardı. Bakalım siz bu şehri benim kadar beğenecek misiniz?  
 
1) Burj Khalifa: Dubai şehir silüeti gökdelenlerden oluşuyor. Burj Khalifa da bunlardan en yükseği; tam 830metre. Fakat şehirde o kadar çok gökdelen var ki, Paris'te Eyfel kulesinin zırt pırt önünüze çıkması gibi Burj Khalifayı her daim göremiyorsunuz. Ancak dibine gitmeniz gerekiyor ki, kafanızı tepeye kaldırıp binanın tepesine bakasınız ve saniyesinde kendinizi birkarınca gibi hissedesiniz. 
Burj Khalifa'nın ortalarında bir gözlem katı bulunuyor ve buraya bilet alıp çıkmak mümkün. En az 2 haftalık sıra oluyor. Bu sebeple Dubai gezinizi organize etmeye başlarken, en başta Burj Khalifa çıkış biletlerini internetten almalısınız. En iyisi tam güneşin batma saatlerinde yer ayırtın, bu şekilde yılın belli zamanlarında hem güneşin batışını, hem de Dubai Mall'daki ışık gösterisini tepeden izleyebilirsiniz.
Dünyanın en yüksek binası olan Burj Khalifa hakkında daha önce detaylı bir yazı yazmıştım, buradan ulaşabilirsiniz.
 






2) Dubai Mall ışık gösterisi: Akşam 19:00'dan itibaren her yarım saatte bir 5 dakikalık muhteşem bir ışık gösterisi yapılıyor.  Gösterinin yapıldığı havuzun çevresi restaurant dolu ama burada da gündüzden rezervasyon yaptırmazsanız yer bulmanız neredeyse imkansız. Havuzun etrafındaki restaurantların yanında aynı zamanda Dubai Mall içinde bazı restaurantların da balkonlarından izleyebilirsiniz. Mesela biz TGI Friday's'in balkonundan izledik, yemekleri harika değildi ama gösteriyi tepeden izlemek güzeldi. Bu arada Dubai Mall da devasa bir alışveriş merkezi. Ülkemizdeki dev alışveriş merkezlerinden pek farkı yok kanımca. Fakat hem çok büyük, hem her tarafı mermer olması nedeniyle en azından kapıdan kafanızı uzatmanıza değecektir. 
Dubai Mall


3)   Emirates Mall kayak merkezi : Eğer yazın ortasında Dubai sıcağından bunalırsanız veya canınız kayak yapmak isterse, başlangıç seviyesinde bir pist olarak gayet başarılı. Hem kızak, hem snowboard, hem de kayak yapmak mümkün. Kıyafet ve kayak malzemelerini oradan kiralayabilirsiniz, yanınızda kendiniz veya çocuğunuz için kıyafet taşımanıza gerek yok.


Gold Souk
4) Old city - eski şehir: Dubai, modern ve eski Dubai olarak ikiye ayrılıyor. Modern Dubai'de hep gökdelen ve modern binalar var ve sokakta yürüyen insan görmek neredeyse imkansız. Metroya bile taksi ile gidiliyor. Eski Dubai'ye indiğinizde ise gerçek şehre inmiş oluyorsunuz. Burada Gold Souk ve Spice Souk dedikleri bizdeki Kapalı ve Mısır çarşılarının birer benzeri var ama eğer kapalı çarşıyı gördüyseniz burası size çok sıradan ve sönük gelecektir.  Altın çarşısının karşısında kanalda bir sürü denizci teknesi var. Eskiden bir balıkçı köyü olmasından dolayı sanırım bu tekneler çok daha otantik görünüyor. 
Balıkçı teknesi

Atlantis
5) Akvaryum: Tabi ki Dubai'de de akvaryum var, hem de iki tane. Bir tanesi Atlantis isimli bir yerde, diğeri ise yine Dubai Mall içinde. Dubai Mall içinde akvaryum ve deniz hayvanat bahçesi var. Alt kattaki bölümde dev bir akvaryum var ki bunu alışveriş merkezinin içinde gezerken de görebiliyorsunuz. Alacağınız bir bilet ile hem akvaryumun tünelinden geçebiliyorsunuz ki (daha önce akvaryuma gittiyseniz), hem de 2 kat yukarıdaki farklı balıkların ve deniz yaratıklarının bulunduğu hayvanat bahçesine girebiliyorsunuz. Ama bir seyahatte sadece tek bir akvaryuma gideyim diyorsanız benim önerim Atlantis'teki akvaryum olacaktır. Hem tankların içi çok güzel dekore edilmiş, hem de akvaryumları izlemek için etrafta çok güzel divanlar ve minderler var. Ayrıca Dubai'ye sıcak bir havada gitti iseniz Atlantis'teki su parkında da bir gününüzü rahatça geçirebilirsiniz. Kilometrelerce kaydırakları varmış, biz hava sebebi ile gidemedik. Ama reklamlarından gördüğümüz kadarı ile etrafında köpek balıklarının yüzdüğü kaydırak tüneller içinden kayıyor olmak, hem heyecanlı, hem keyifli olsa gerek. 


6) Creek park: Dubai gibi çölün ortasında yemyeşil bir park, içi de çocuklar için dev trambolinler, oyun merkezleri, çocuk parkları dolu. Ayrıca gerek çocuklar, gerek büyükler için bisiklet ve akülü arabalar kiralamak mümkün. Ağaçlarla dolu bu park yazın ortasında da bu kadar yeşil ve ferahlatıcı oluyor mu bilemem ama en güzel vakit geçirdiğimiz yerlerden biri oldu. Hele çocuklu gidiyorsanız kesin tavsiye ederim. Yalnız parkın herhangi bir yerinde yemek yiyecek bir yer bulamadık. Ancak büfeler vardı, yanınızda sandviç götürmenin faydası olabilir.
Creek park
7) Burj El Arab: Tabi ki son olarak Burj El Arab'dan söz etmeden olmaz. Dünyanın tek 7 yıldızlı oteli. Bu oteli gezmek isterseniz tur ile gezebiliyorsunuz ama tur dahi kişi başı 100dolarmış diye duyup biz vazgeçtik. Discovery'de belgeselini izlemiştik bununla yetindik. Binanın tepesinde uzaktan da görülebilen yuvarlak bir pist var, meğer tenis kortu imiş. Yani Burj El Arab çevresinde dolaşırsanız  dikkatli olun kafanıza bir teniz topu düşebilir. :) Burj El Arab'a gitmedik ama yakınında yine bir alışveriş merkezi vardı, little Venice. Venedik'e benzettikleri, gondollarla gezi yapılan ve çevresi restaurantlarla dolu bir alışveriş merkezi. Hoş otantik bir yerdi. Bir akşam yemek yemeğe gidilebilir. 

8) Otel seçimi: Beach oteller genelde mina seyahi diye bir bölgede. Asla ve asla Le Meridyen otelini tavsiye etmiyorum, (yanındaki Westin ve One&Only de aynı müesseseninmiş) . Yorumlarımı trip advisor ve booking.com'a yazdım, burada uzun uzun bıkbıklamayacağım. Uyarmış olayım da. 

Keyifli geziler

Saturday, January 21, 2012

1 metre ne kadardır?

1 metre = 0.000621371192 mil
1 mil = 1609.344 metre

Bir metrenin ne kadar olduğunu aşağı yukarı biliriz. En azından kendi boyumuzdan, yaklaşık uzunluğu konusunda bir fikrimiz vardır. Fakat neden 1 metre gözünüzde canlanan o uzunluk kadar hiç düşündünüz mü? 

Sebebi Fransız Bilim Akademisinin standart bir birim yaratabilmek için kararlı davranmış olması. 1792 yılında  astronom Jean Baptiste Joseph Delambre ve meslektaşı Pierre Mechain, Kuzey kutbundan, ekvatora kadar olan uzaklığı ölçmek üzere Fransız Bilim Akademisi tarafından görevlendirildi. Delambre Fransanın kuzeyindeki Dunkirk'ten güneydeki Rodez'e kadar, Mechain ise Barcelona'dan Rodez'e kadar ölçüm yapacaktı. Sadece bu kadar bir ölçüm ile meridyenin açısı bulunabilecek ve gerisini kağıt üzerinde hesaplayabileceklerdi.  Ölçüm ancak 7 yılda  sonuçlandırılabildi. 

1 metrenin ne kadar olduğunu göstermesi için platinium ve iridyumdan bir (resimdeki) prototip yapıldı. Bu ilk prototip hesaplamadaki hatadan dolayı 0.2mm daha kısa idi. Yine de uzun bir süre standart olarak kabul edildi. Halen Fransa'da BIPM binasında saklanıyor. 

1960 yılında daha pratik bir hesap olabilmesi amacı ile krypton'un yaydığı dalgaboyuna göre hesaplanmasına karar verildi. Bunun sebebi ise metrenin kolaylıkla hesaplanabilmesiydi. (o zamanlar bakkallar krypton satıyordu sanırım :)

Einstein'in ışık hızının sabit olması fenomeni üzerine yaygınlaşan teoremleri sonrası ise 1983 yılında metrenin bugünkü tanımı sabitlendi;

Metre, ışığın sürtünmesiz ortamda 1/299 792 458 saniye içinde kat ettiği yolun uzunluğu kadardır. 
Malum ışığın hızı saniyede 299 792 458metredir.

Pierre Mechain
Jean Baptiste Joseph Delambre

Sunday, January 8, 2012

Elsa Einstein

 
Albert Einstein'ın ikinci karısı Elsa Einstein, hem anne tarafından, hem baba tarafından kuzeni imiş. (Fotoğraflarına bakın gerçekten birbirlerine ne kadar çok benziyorlar. Ama merak etmeyin Einstein'ın tüm çocukları ilk karısından.)

Albert de, Elsa'nın ikinci kocası. İlk kocasından iki kız, bir oğlan çocuğu olmuş. Ne yazık ki oğlu doğumundan kısa bir süre vefat etmiş. Elsa ve Albert'in ilişkileri Albert halen ilk karısı ile evli iken başlamış ve iki yıl boyunca Albert karısını terk edene dek devam etmiş. 






Thursday, January 5, 2012

Steve Jobs sayesinde görecelik kuramı ile tanıştım

Steve Jobs, kanser olduğunu öğrenince biyografisini yazmak üzere Walter Isaacson'ı aramış.  Walter Isaacson daha önce Einstein ve Benjamin Franklin'in biyografilerini yazmış olan, Time ve CNN gibi medya kuruluşlarının üst düzey yöneticiliği ve editörlüğünü yapmış olan ünlü bir gazeteci, yazar. Isaacson ilk olarak Steve Jobs'ı daha yapacak çok şeyin var diyerek red etmiş. Aradan 10 yıl kadar geçip artık günümüze geldiğimizde ise Steve Jobs'ın durumu kötüleşince isteğini kabul etmiş ve bir dizi röportaj sonucu süper bir kitap yazmış. Kitap gerçekten çok objektif, anlatımı çok akıcı (en azından ingilizcesi öyle, türkçesini bilmiyorum). Okudukça Steve Jobs yerine Walter Isaacson'a hayran oldum. Tabi ki hemen diğer iki biyografisini de sesli kitap olarak download ettim.

İşte böylece gecelik fizik derslerim başladı. Lise zamanında ne fizik, ne matematik en sevdiğim konular değildi. Bu yaşta bir kitap vasıtası ile fiziğe ve matematiğe sıfırdan giriş yaptım. Einstein hakkında hep ne kadar zeki, ne kadar yaratıcı ve kural yıkıcı biri olduğu söylenir. Teorilerini anlamayınca bu özelliklerden hiçbirini anlamıyorsun, adamı da taktir edemiyorsun.  Ama anlamaya kararlıyım.

Fizik derslerimi Yale Üniversitesi'nden Ramamurti isimli bir profesörün derslerini takip ederek öğreniyorum. Kendisi de süper bir öğretmen. Standart fizik dersleri haricinde halka açık verdiği "Herkese görecelik kanunu" isimli bir de dersini buldum. İngilizce biliyorsanız, hiç formülsüz, basit bir dille anlatılmış görecelik kanununu dinleyebilirsiniz. Ben ise konuyu tam olarak anlarsam kitabını yazacağım, bir tane de güzel kitap bulamadım. Öneriniz varsa lütfen yazın.



Wednesday, January 4, 2012

Havaray geliyor!

İstanbul trafiğine çözüm olması umudu ile Havaray sistemi yapılacakmış. Dünyada bu tip taşımacılığın birçok örneği var. Ama daha önce de yazdığım üzere bence en başarılısı Çinlilerin sistemi. Sistem henüz hayata geçmiş değil ama yapım aşamasında. Umarım planlama yaparken bu sistem de göz önünde bulundurulur. Gazetelerde örneği bulunan, direkler üzerinde giden sistemler hem daha maliyetli görünüyor, hem de baksanıza ne çirkinler...




Halbuki çinlilerin sistemi hem daha sağlam görünüyor, hem de alt tarafı yolun kenarına ray döşenerek yapılabiliyor. Ayrıca kısmen güneş enerjisi ile çalışıyormuş.

Thursday, December 8, 2011

Havuç eskiden turuncu değilmiş

17.yy'dan önce havuçlar çoğunlukla mor, beyaz ve kırmızı renkteymiş. Turuncu havuçların yaygın olarak ortaya çıktıkları yer ise Hollanda. Sebebi ise William Orange (Portakal) isimli bir asi lider. Alman Orange hanedanının en büyük oğlu olarak dünyaya gelen William 11 yaşına kadar protestan olarak yetiştirilmiş. Prens kuzeni ölünce, Prens ünvanını alarak yerine geçmesi öngörülünce Habsburg ailesinin himayesi altında katolik eğitimi alarak büyütülmüş. Bu ikili eğitim sonucunda son derece dindar bir kişi olmasına karşın, din özgürlüğünü savunan bir kişi olmuş. Katolik kilisesinin protestanlar üzerindeki zulmü karşısında sessizliğini koruyamamış ve kendisi katolik olmasına karşın, isyankarların elebaşı oluvermiş. 

Özellikle prensi olduğu Hollanda ve Brüksel'de birçok isyancı ile birlikte önemli askeri başarıları olmuş. İsyancılardan oluşan orduları ele geçirdikleri şehirlere girer girmez William Orange'ın armasını temsil eden turuncu bayrağı asar olmuşlar. William zamanında Hollanda'nın bayrağı da turuncu, mavi ve beyaz renklerden oluşuyormuş. Rivayete göre işte bu isyanlar zamanında William'ı desteklemek isteyen çiftçiler kırmızı, mor ve beyaz havuçlardan turuncu havuçlar elde etmişler. En büyük havuç üreticisi devletlerden biri olan Hollanda havuçları turuncuya dönünce, ticaret yolu ile tüm dünyaya yayılmış. 

Katolik kilisesi William'ı öldürene para ödülü vereceğini açıklayınca süikaste kurban gitmiş. Yerine gelen katolik hükümet Hollanda'nın bayrak rengini değiştirmiş, turuncu rengi her yerden kaldırtmış ve hatta bir süre turuncu havuç üretimini dahi yasaklamış. Fakat hiçbir işe yaramamış. Bugün halen protestanların rengi turuncu, katoliklerin rengi ise yeşil olarak biliniyor. 

Hatta İrlanda'da St. Patrick gününde eğer yeşil değil de, turuncu giyersek geleneksel olarak bir çimdik yermişiz.

Sunday, November 13, 2011

Dünyanın 7 Doğa harikası hangileridir?

New7wonders isimli organizasyon 11.11.2011 tarihinde dünyanın 7 doğa harikasını yapılan halk oylamasına dayanarak açıkladı. Şimdilik gayriresmi olarak açıklanan sonuçlar Ocak başında resmileşecek.

1) Amazon: Dünyanın en büyük yağmur ormanı, deltası ve en çok su taşıyan nehrini kapsayan bölgenin tamamı. Amazon ile ilgili bazı bilmeniz gerekenler ise şunlar;

  • Dünyanın temiz suyunun %20'sini üretiyor. 
  • 7 milyon m2 büyüklüğünde olan Amazon, 7 ülkeyi kapsıyor ve aynı zamanda dünyanın Nil nehrinden sonra en uzun nehri. (gerçi mevsim değişimlerinde nehirlerin uzunluğu değiştiği için Amazon'un mu, Nil'İn mi daha uzun olduğu konusunda tartışmalar var. Ama Amazon'un en çok su taşıyan nehir olduğu kesin)  
  • Dünyanın oksijeninin %15'ini üretiyor.
  • Güney Amerika'nın %40'ını oluşturuyor. Aşağıdaki harita Amazon ve diğer yağmur ormanlarının dünya üzerindeki yerlerini sarı ile gösteriyor. 


2) Halong Körfezi: Kireçtaşından oluşan yaklaşık 3000 adanın oluşturduğu körfez. Vietnamlıların inanışına göre tanrılar, ülkelerini istiladan korumak için ejderhalar göndermiş. Ne zaman bir düşman Vietnam'a yaklaşacak olsa Ejderhalar mücevherler püskürterek istilacıların önünü kesmişler. Sonra bu mücevherler adalara dönüşmüş.


3) Iguazu Şelalesi: Brezilya ve Arjantin sınırında bulunan bu nehir ve şelalenin de bir efsanesi var. Tanrılardan biri ölümlü bir kadın olan Naipi'ye aşık olmuş ve evlenmek istemiş. Naipi ise sevgilisi Taroba ile bir kanoya binip kaçmış. Sinirlenen tanrı kaçtıkları nehri ikiye ayrımış ve sevgilileri lanetlemiş. Nehrin nasıl kırıldığı fotoğraflarda net görülebilmekte.




4) Jeju adası: 2 milyon yıl önce volkanik patlamalarla oluşmuş bu ada Kore'de bulunuyor. En ilginç yanı adanın %12'sini oluşturan Gotjawal ormanının 21. yy'dan bu yana insan eli değmemiş olması. Adanın diğer bir özelliği ise mütemadiyen rüzgarlı olması.

5) Komodo: Endonezya'nın tamamı 17,508 adadan oluşuyor. Komodo ise bunlardan sadece bir tanesi. Adayı bu kadar önemli yapan ise Komodo dragonu isimli dünyanın en büyük kertenkelesi. Sadece bu adada bulunan bu kertenkelenin korunması amacı ile Komodo 1980 yılında doğal park ilan edilmiş. Adanın aynı zamanda pembe plajı var. Plajın pembe olmasının sebebi ise kırmızı ve beyaz kumu olması.


6) Puerto Princesa mağaraları: Filipinlerde bulunan 8.2 km'lik deniz içi mağarası. Dünyanın en uzun deniz içi mağarası.


 
7) Table mountain: Güney Afrika Cape Town'da bulunan 1086mt yüksekliğindeki tepesi düz dağ. Dünyanın 7 doğal harikasından biri olmasının sebebi ise üzerinde 2200'ün üzerinde bitki tipi bulunması. Hatta bunlardan bazıları neredeyse yok olmak üzere olan bitkiler; afromontane, fynbos, renostervelt bunlardan en kritik durumda olan bitkiler.


Tüm bu harikalardan kazananları Google'da ararken yine gördüm ki, aday olan ülkelerde çılgın pazarlama kampanyaları yapılmış. Çoğu da GSM operatörleri tarafından. Herşeyi keşke halka bırakmasak diye düşündüm. 28 aday mekan varmış. Keşke seçim de bilimsel bir kurum tarafından yapılaymış.

Bir sonraki bayram tatilinizi yaparken aklınızda bulundurursunuz :)

Dünyanın 7 yeni insan yapımı harikası 
Dünyanın 7 modern harikası 

Friday, November 11, 2011

Ya global ısınmayı durduramazsak?

Eğer global ısınmayı durduramazsak ne olur?

Intellectual Ventures şirketinden Nathan Myhrvold ve arkadaşları bu soruyu sormuş ve bir öneri getirmişler; Stratoshield.

Stratoshield yeryüzünün en üst katmanı olan stratosfere balonlar ile uzatılan bir hortumdan sülfür püskürtülmesiyle oluşturulacak kalkana verilen isim. Myhrvold'un söylediğine göre atmosferin %1'i kadar  sülfür püskürtülmesi, endüstri öncesindeki duruma dönmemize imkan tanıyabilirmiş. Sülfür'ün seçilme sebebi ise binlerce yıldır denenmiş bir madde olması. Sülfür volkanik bir patlamada ortaya çıkan en yoğun gazdır. İşte bu deneyim sebebi ile sülfür en uygun doğal madde olarak seçilmiş.

Myhrvold Stratoshield'ın hemen uygulanmasını değil, bu tip buluşların ve fikirlerin araştırılması çağrısında bulunuyor. Aşağıda Intellectual ventures tarafından hazırlanmış bir anlatımı bulabilirsiniz.

Bilim adamları bu çağrıyı ciddiye almış ve tartışmaya başlamış bile. Bazıları sülfürün atmosfer ve yeryüzü üzerinde çok daha negatif ve ölçülemez etkileri olacağında ısrarlı.

Global ısınmaya karşı düşünülmüş başka enteresan fikirler de var. İşte bazıları;

- Bitkilerin emdiği karbondiyoksiti alıp, tükenmiş petrol yataklarına hapsetmek. Maliyeti ve ya kaçak olursa endişesi var.
- Bir tanesi konteyner büyüklüğünde, karbon emen 100 000 makina kurmak. Henüz maliyet ve kullanacağı enerji tartışılıyor. Ayrıca toplanan karbondiyoksitin nerede saklanacağına ilişkin bir çözüm bulunamamış.
- Denize demir püskürtmek. Planktonlar, havadaki karbonsiyoksiti kullanarak besin oluştururlar. Demir de bu planktonların büyümesine ve çoğalmasına faydalı imiş. Denize demir ekleyerek, planktonları arttıracak ve planktonlar daha çok karbondiyoksit kullanacak. Bu fikir de okyanuslar üzerindeki etkileri sebebi ile eleştirilmekte.
- Gökyüzüne tuzlu su püskürterek, daha fazla bulut oluşmasının sağlanması.
-  Yörüngede dönecek ve ekvatora gölge yapacak büyüklükte partiküllerin, Saturn halkaları gibi dünyanın etrafında dönmesini sağlamak. Bu da trilyon maliyeti sebebi ile bir kenara itilmiş. 2002 yılında ilk olarak dile getirildiğinde hiç ilgi görmeyen fikir, bugün diğer önerilerle birlikte en azından tartışılmakta.

Tabi ki bu projelerin hepsi eğer insanoğlu karbondiyoksit salınımını durduramazsa üzerine kurulu. Şimdiye kadar farkedilebilir bir değerleme kaydedebildiğimiz söylenemez. Ama eğer karbon ayakizinizi azaltmaya niyetli iseniz bir sonraki yazımda kolaylıkla yapabileceğiniz bazı ipuçları ve öneriler vereceğim.

Saturday, October 8, 2011

Dünyanın en büyük teleskobu

Dünyanın en büyük teleskobu  Şili'de Atacama çölünde 5000mt yükseklikte bulunuyor. Bu büyük teleskop 20 tane dev çanak antenden oluşuyor. Gelecek iki yıl içinde alanda bulunan teleskoplara 46 adet daha eklenmesi planlanıyor. Bu sayede Hubble teleskobunun gidemediği noktaları dahi görebiliyor olacağız.(Hubble'ın çektiği fotoğrafları görmek için tıklayın)

ANTENLER NASIL ÇALIŞIYOR?
Tabi ki galaksinin uzak köşelerine bakabilmek için tüm bu antenlerin güçlerini birleştirmesi gerekiyor. Birlikte çalışma prensipleri ise bir fotoğraf makinasının fokus yapmasına benziyor. Bilim adamları bir cismi çok yakından incelemek istediklerinde antenleri birbirinden uzak noktalara götürüyorlar, daha geniş bir alanı araştırmak istediklerinde ise antenleri bir araya getiriyorlar. 1200kg ağırlığındaki antenlerin yeri özel bir kamyon ile değiştirilebiliyor.

Antenler her zaman alışkın olduğumuz aynalı teleskoplardan değil, radyo dalgaları ile çalışıyor ve radyasyon oranlarını büyük bir netlikle ölçebiliyor. Daha sonra bu radyasyon bilgisi bilgisayara aktarılarak fotoğrafa dönüştürülüyor.

Amerikalılara ait projenin adı ise ALMA (Atacama Large Milimetre/Submillimetre Array).

Uydular gökyüzünden nasıl dünyayı resmediyorlar?