Wednesday, March 28, 2012

Tarihi çöplerle yok etmek - Böylesi görülmedi

Tarihte ilk defa parasını basan 3 kentten birinin kalıntılarının üzerine ÇÖPLÜK kuruluyormuş. Eski çağ tarihçisi Prof. Dr. Veli Sevin'in konuya ilişkin yazısını aşağıda bulabilirsiniz. 

Prof. Dr. Veli Sevin - 11 Şubat 2012 - Küçük Menderes Gazetesi
Geçen gün 4 Şubat Cumartesi tarihli Küçük Menderes Gazetesi'nde Türkönü Köyü muhtarı sayın Cengiz Şen'in feveranını görünce dayanamayıp eşim Prof. Dr. Necla Arslan Sevin ve iki arkadaşla birlikte Ödemiş belediyesinin yeni "Katı Atık Döküm Alanı'na" gittim. Ödemiş-Kaymakçı yolunun 10. kmsinde Türkönü köyü sınırları içinde, karayolunun 1 km kadar kuzeyinde. Hazırlıklar başlamış, levhası bile dikilmiş yol kenarına. Az ilerideki tepeler ve eteklerinde ise antik bir ören yerinnin kalıntıları yer alıyor. Adı Neikaia...
Neikaia, bir diğer şekliyle Kilbianol-Neikaia yani Yukarı Küçük menderes halkı Kilboslular'ın Neikaiası. Bölgeye adını veren Kilbos, Küçük Menderes'in en büyük kolu olan bugünkü Kadın Deresi'nin antik ismiydi. Bursa yakınındaki bugün İznik adını taşıyan Nikaia'dan ayrılabilmesi için ona Kilboslular'ın Neikaiası adı verilmişti. Çevredeki kayalara oyulmuş oda mezarlarından anlaşılacağı üzere kuruluşu MÖ. VII yy'a Lydia Krallığı dönemine değin uzanıyor. Nereden bakarsanız bakın yaklaşık 2500 yılı aşan bir tarih söz konusu. Roma imparatorluğu döneminde Küçük Menderes havzasının doğu ucunda yaşayan yerli aşiretleri, köy topluluklarını iskan etmek, kent kültürüne geçişlerini sağlamak amacıyla geliştirilmiş ve büyütülmüştü. Bölgemizde kendi adına para basabilmiş üç kentten biri. En eski parası MÖ I. yy tarihlidir. Bazı paralarının arka yüzünde Sağlık Tanrısı Asklepios'un ve çoğu kez de oğlu kabul edilen cüce Telesphoros'un resimleri bulunuyor. Hastalıktan kurtulma, nekaheti simgeleyen bir tanrı. kentin bir tür sağlık merkezi olarak kabul edildiği anlaşılıyor. MS. V. yyda Efes metropolitiğine baülı bir psikoposluk merkeziydi. Neikaia antik kentinin bölgemiz için son derece önem taşıyan bir yerleşim alanı olduğu belli. Henüz belgelemeye yönelik ciddi bir araştırmaya konu olmamış, kesin sınırları da saptanmamış. Duyuyoruz ki şimdi bu tarih hazinesi üzerine bir çöplük kuruluyor ne yazık ki. 
Yer seçimini kimler yaptı bilmiyorum ama bu yöredeki en uygun olmayan yeri seçtikleri de açık. Küçük menderes havzasında çok fazla antik kent kalıntısı yoktur. Olanların üzerine de çoğu kez modern kasabalar kuruludur. Koloe-Kiraz, Palaiapolis- beydağ, Dioshieron-Birgi ve Hypaipa-Günlüce antik kentlerinin acıklı durumları ortada. Arkeolog eli değmemiş ve Ödemiş için gelecek vaad eden en uygun eski eser alanı burasıdır.  İleriki yıllarda arkeolojik yönden rahatlıkla kazılıp açılabilecek bu eşsiz sahayı yitirmeden çok düşünmek gerekir. Ödemiş bindiği dalı kesmemelidir. Konunun ayrıntıları hakkında henüz hiçbir bilgim yok fakat ne olursa olsun antik bir ören yerinin eteklerine kalabalık bir nüfusun çöplerini dempolamak olacak iş değil doğrusu. Anımsayabildiğim kadarıyla Türkiye'de ilklerden biri olacak. Bu çağda tarihini göz göre göre çöplerle yok eden bir zihniyetin varlığını görmek bir ödemişli olarak beni derinden yaralıyor. Bu konudaki gelişmeleri izlemeye devam edeceğim. 

Sunday, March 11, 2012

42 nedir?


Bilindiği gibi yaşamla ilintili birçok sorun vardır, bunlardan en çok bilinenleri, insanlar niye doğar? Niye ölür? Niye aradaki zamanın büyük bir kısmını dijital saat taşıyarak geçirmek isterler? 
Milyonlarca yıl önce hiper zeki bir varlık soyu yaşamın anlatımına ilişkin giriştikleri ağız dalaşına köklü bir çözüm getirmeye karar verdiler. Kendilerine görkemli bir süper bilgisayar yaptılar. Bilgisayar öylesine muazzam bir zekaya sahipti ki daha veri bankaları bağlanmadan önce 'düşünüyorum öyleyse varım' dan başlayarak sütlacın ve gelir vergisinin varlığını çıkarsayacak kadar ileri gitmişti. Bilgisayarın adını Derin Düşünce koydular. 
Ve Derin Düşünceye sordular 'Yaşam, Evren ve herşeyin anlamı nedir?'  
Cevabın hesaplanması 7.5 milyon yıl sürdü... 
Süre dolduğunda milyonlarca insan cevabı duymak üzere toplanmıştı. 'Yedibuçuk milyon yıl ırkımız Büyük ve Umutlu Aydınlanma Gününü bekledi. Yanıt Günü' Coşkulu kalabalıktan çığlıklar kopuyordu. Kürsüdeki bir adam 'Artık hiçbir zaman sabahaları uyandığımızda Ben kimim? hayattaki amacım nedir? diye sormayacağız' dedi. Herkes nefesini tutup bekliyordu.  
Ve Derin Düşünce açıkladı .... 'Hayat, Evren ve Herşeyin yanıtı 42'
Doğru soruyu sormadıklarını fark eden zeki yaratıklar, soruyu bulabilmek için daha da büyük bir bilgisayar yaratırlar. Dünyayı...


Bugün Douglas Adams'ın doğum günü. Kült bilim kurgu kitaplarından Otostopçunun Galaksi rehberinin en mühim bölümünü paylaşarak kendisine selam göndereyim istedim. Ayrıca 42'nin ne olduğunu bilseniz de iyi olur. 

Saturday, March 10, 2012

İlk topuklu ayakkabı


Neredeyse herşeyde olduğu gibi ilk topuklu ayakkabı da yine Mısırlılar tarafından asaletin bir göstergesi olarak giyilirdi. Romalılar zamanında ise topuklu ayakkabılar yerini tiyatrocular ve hayat kadınlarının giydiği mantar platform ayakkabılara bıraktı. Orta çağlarda ise hem kadınlar, hem erkekler takunya giymeye başlandı. Takunya'nın asıl amacı ise pahalı ayakkabıların ve ayakların temiz kalması idi. 
1400'lü yıllarda tekrar ortaya çıkan platform ayakkabılar ilk defa Türkiye'de kullanılmaya başlandı ve buradan Avrupa'ya yayıldı. Bu platform ayakkabılar sadece kadınlar tarafından giyiliyordu ve o kadar yükseklerdi ki baston veya yardımsız yürümek neredeyse imkansızdı.  

1500'lü yıllarda ise topuk daha çok ata binenlerin botlarında kullanılmaya başlandı. Binicilerin botlarındaki topuk, ata binerken ayakların üzengiden kaymasını engellemek amacı ile kullanılıyordu. 

Bugünkü topuklu ayakkabıları moda dünyasına kazandıran ise (1519-1589) Catherine De Medici'dir. Kısa boylu ve çok güzel olmayan Cathrine, 14 yaşında iken Fransa kralının en büyük oğlu ile nişanlandığında prensin aşık olduğu başka bir kadın olduğunu biliyordu. Düğünde hem Fransız halkını, hem de prensi etkilemek amacı ile zarif topuklu, mücevherlerle süslenmiş ayakkabılar yaptırdı. Düğün bittiğinde topuklu ayakkabılar moda olmuştu bile. Topuklu ayakkabılar yine hem kadınlar, hem erkekler tarafından kullanılmaya başlandı. 

1700'lü yıllarda ise Fransa kralı Loui, sadece soyluların kırmızı topuklu ayakkabı giyebileceğini ve hiç kimsenin kendisinden daha yüksek topuklu giyemeyeceğini emretti.

1791'de Napolyon eşitliğin göstergesi olarak topuklu ayakkabı giymeyi yasakladı ve 1860'lara kadar topuk popülerliğini yitirdi. Dikiş makinasının icadı ile topuk tekrar moda dünyasına geri döndü.

Guinness rekorları arasındaki en yüksek ticari topuklu ayakkabı 51cm topuğu ile Hintli James Syiemiong'a ait.

Friday, February 17, 2012

Einstein'ın değerleri

İngilizcesi çok güzel yazılmış, Türkçe'ye tercüme etmeye çalışıp metni ziyan etmek istemem. Daha önce taslak olarak kaydetmişim ve paylaşmamışım, sanırım tercüme edebilirim cesareti gelmiş o an üzerime :) şu an imkan yok diyorum. Bu metni yazan Steve Jobs'ın da biyografisini yazan Walter Isaacson'un Einstein kitabından alıntıdır. Rahatlıkla burada yazanlar kadar katıldığım başka birşey yok diyebilirim. 

The most important aspect of Einstein's personality was his willingness to be a non-conformist. It was an attitude he celebrated in a forward he wrote near the end of his life to a new edition of Galileo. "the theme that I recognize in Gallileo's work is the passionate fight against all dogma based on authority. " Einstein was rebellious enough to throw out conventional thinking that had defined science for centuries. He bristled over all sorts of tyranny over a free mind. Einstein's fundamental creed was that freedom was the lifeblood of creativity. The development of the science and the creative activities of the spirit requires a freedom that consists in the independence of thought from the restrictions of authoritarian and social prejudice. Nurturing that should be the fundamental role of the government and the mission of education.
There was a simple set of formulas that defined Einstein's outlook. Creativity required willingness not to be conformed. That required nurturing free minds and free spirits which in turn required a spirit of tolerance. And the underpinning of tolerance was humility. The belief that no one had the right to impose ideas and beliefs on others.

Friday, February 10, 2012

Karda neden heryer sessiz?

Bazen sabah uyandığımızda perdeler kapalı olduğunda dahi kar yağmış olduğunu biliriz. Ama karın yağmur gibi sesi olmadığından bunu nasıl anlarız? Etrafın normalden daha sessiz olmasından... 


Kar taneleri yere yavaş yavaş ve dağınık bir şekilde düşerler. Yere düşen bir kar tanesinin üzerine aynı şekilde bir kar tanesinin düşme ihtimali yok denecek kadar azdır. Bu sebeple üst üste duran kar tanelerinin arasında minik hava cepleri oluşur. Bu hava cepleri de ses dalgalarını emerek, yansımalarını ve çoğalmalarını engeller. 

Kar akustiği özellikle askeri alanda mühim bir konu. Ortam seslerini algılamaya çalışan bir aletin karlı veya karsız ortamda ölçümleri son derece farklı sonuçlar verecektir. Karın yoğun olduğu bir günde yüksek sesle kapatılan bir çöp tenekesi kapağının sesi kulağımıza çok daha zayıf gelirken, karsız bir günde tüm şiddeti ile ulaşacaktır. 

Ses dalgalarının kar üzerinde ilerleyişini anlamak üzere çeşitli deneyler yapılmış. Bunlardan en sık rastladığım ise bir silah ile yapılanı. Silahın ateşlendiği noktadan 60metre öteye bir sensör yerleştiriliyor ve ses dalgasının boyu ve şiddeti ölçülüyor. Karlı ve karsız havada yapılan ölçümlerin farkını saüdaki tabloda görebilirsiniz. Üstteki grafikte sesin ne kadar yüksek olduğunu görebileceğiniz gibi, alttaki karlı alanda sesin hem alçak oluşu, hem de bozularak ilerlediği de görülmekte. 

Thursday, January 26, 2012

Dubai'de görülmesi gereken yerler

Dubai'nin dünyanın en ekileyici şehirlerinden biri olduğuna şüphe yok. Gerek dünyanın en büyük binası Burj Halife'si ile, gerek çöl kenarında bir vahaya benzetilen şehir yapısı ile, gerekse süper lüks alışveriş merkezleri ve lokantaları ile eşi benzeri bulunmaz şehirlerden biri. Bu şehrin çok enteresan bir efsunu olsa gerek ki, şehri ziyaret edenler ya çok beğeniyor, ya da hiç sevmiyor. En sevdiğim ilk 5 şehir listesine giremese de, benim beğendiğim şehirlerden biri. Toplam 3 kere gittim. İkisi Burj Khalife büyüsüne, diğeri çöl ve deniz tatili niyetine.      

Dubai'yi beğenmeme katkıda bulunan turistik mekanları sırasıyla şunlardı. Bakalım siz bu şehri benim kadar beğenecek misiniz?  
 
1) Burj Khalifa: Dubai şehir silüeti gökdelenlerden oluşuyor. Burj Khalifa da bunlardan en yükseği; tam 830metre. Fakat şehirde o kadar çok gökdelen var ki, Paris'te Eyfel kulesinin zırt pırt önünüze çıkması gibi Burj Khalifayı her daim göremiyorsunuz. Ancak dibine gitmeniz gerekiyor ki, kafanızı tepeye kaldırıp binanın tepesine bakasınız ve saniyesinde kendinizi birkarınca gibi hissedesiniz. 
Burj Khalifa'nın ortalarında bir gözlem katı bulunuyor ve buraya bilet alıp çıkmak mümkün. En az 2 haftalık sıra oluyor. Bu sebeple Dubai gezinizi organize etmeye başlarken, en başta Burj Khalifa çıkış biletlerini internetten almalısınız. En iyisi tam güneşin batma saatlerinde yer ayırtın, bu şekilde yılın belli zamanlarında hem güneşin batışını, hem de Dubai Mall'daki ışık gösterisini tepeden izleyebilirsiniz.
Dünyanın en yüksek binası olan Burj Khalifa hakkında daha önce detaylı bir yazı yazmıştım, buradan ulaşabilirsiniz.
 






2) Dubai Mall ışık gösterisi: Akşam 19:00'dan itibaren her yarım saatte bir 5 dakikalık muhteşem bir ışık gösterisi yapılıyor.  Gösterinin yapıldığı havuzun çevresi restaurant dolu ama burada da gündüzden rezervasyon yaptırmazsanız yer bulmanız neredeyse imkansız. Havuzun etrafındaki restaurantların yanında aynı zamanda Dubai Mall içinde bazı restaurantların da balkonlarından izleyebilirsiniz. Mesela biz TGI Friday's'in balkonundan izledik, yemekleri harika değildi ama gösteriyi tepeden izlemek güzeldi. Bu arada Dubai Mall da devasa bir alışveriş merkezi. Ülkemizdeki dev alışveriş merkezlerinden pek farkı yok kanımca. Fakat hem çok büyük, hem her tarafı mermer olması nedeniyle en azından kapıdan kafanızı uzatmanıza değecektir. 
Dubai Mall


3)   Emirates Mall kayak merkezi : Eğer yazın ortasında Dubai sıcağından bunalırsanız veya canınız kayak yapmak isterse, başlangıç seviyesinde bir pist olarak gayet başarılı. Hem kızak, hem snowboard, hem de kayak yapmak mümkün. Kıyafet ve kayak malzemelerini oradan kiralayabilirsiniz, yanınızda kendiniz veya çocuğunuz için kıyafet taşımanıza gerek yok.


Gold Souk
4) Old city - eski şehir: Dubai, modern ve eski Dubai olarak ikiye ayrılıyor. Modern Dubai'de hep gökdelen ve modern binalar var ve sokakta yürüyen insan görmek neredeyse imkansız. Metroya bile taksi ile gidiliyor. Eski Dubai'ye indiğinizde ise gerçek şehre inmiş oluyorsunuz. Burada Gold Souk ve Spice Souk dedikleri bizdeki Kapalı ve Mısır çarşılarının birer benzeri var ama eğer kapalı çarşıyı gördüyseniz burası size çok sıradan ve sönük gelecektir.  Altın çarşısının karşısında kanalda bir sürü denizci teknesi var. Eskiden bir balıkçı köyü olmasından dolayı sanırım bu tekneler çok daha otantik görünüyor. 
Balıkçı teknesi

Atlantis
5) Akvaryum: Tabi ki Dubai'de de akvaryum var, hem de iki tane. Bir tanesi Atlantis isimli bir yerde, diğeri ise yine Dubai Mall içinde. Dubai Mall içinde akvaryum ve deniz hayvanat bahçesi var. Alt kattaki bölümde dev bir akvaryum var ki bunu alışveriş merkezinin içinde gezerken de görebiliyorsunuz. Alacağınız bir bilet ile hem akvaryumun tünelinden geçebiliyorsunuz ki (daha önce akvaryuma gittiyseniz), hem de 2 kat yukarıdaki farklı balıkların ve deniz yaratıklarının bulunduğu hayvanat bahçesine girebiliyorsunuz. Ama bir seyahatte sadece tek bir akvaryuma gideyim diyorsanız benim önerim Atlantis'teki akvaryum olacaktır. Hem tankların içi çok güzel dekore edilmiş, hem de akvaryumları izlemek için etrafta çok güzel divanlar ve minderler var. Ayrıca Dubai'ye sıcak bir havada gitti iseniz Atlantis'teki su parkında da bir gününüzü rahatça geçirebilirsiniz. Kilometrelerce kaydırakları varmış, biz hava sebebi ile gidemedik. Ama reklamlarından gördüğümüz kadarı ile etrafında köpek balıklarının yüzdüğü kaydırak tüneller içinden kayıyor olmak, hem heyecanlı, hem keyifli olsa gerek. 


6) Creek park: Dubai gibi çölün ortasında yemyeşil bir park, içi de çocuklar için dev trambolinler, oyun merkezleri, çocuk parkları dolu. Ayrıca gerek çocuklar, gerek büyükler için bisiklet ve akülü arabalar kiralamak mümkün. Ağaçlarla dolu bu park yazın ortasında da bu kadar yeşil ve ferahlatıcı oluyor mu bilemem ama en güzel vakit geçirdiğimiz yerlerden biri oldu. Hele çocuklu gidiyorsanız kesin tavsiye ederim. Yalnız parkın herhangi bir yerinde yemek yiyecek bir yer bulamadık. Ancak büfeler vardı, yanınızda sandviç götürmenin faydası olabilir.
Creek park
7) Burj El Arab: Tabi ki son olarak Burj El Arab'dan söz etmeden olmaz. Dünyanın tek 7 yıldızlı oteli. Bu oteli gezmek isterseniz tur ile gezebiliyorsunuz ama tur dahi kişi başı 100dolarmış diye duyup biz vazgeçtik. Discovery'de belgeselini izlemiştik bununla yetindik. Binanın tepesinde uzaktan da görülebilen yuvarlak bir pist var, meğer tenis kortu imiş. Yani Burj El Arab çevresinde dolaşırsanız  dikkatli olun kafanıza bir teniz topu düşebilir. :) Burj El Arab'a gitmedik ama yakınında yine bir alışveriş merkezi vardı, little Venice. Venedik'e benzettikleri, gondollarla gezi yapılan ve çevresi restaurantlarla dolu bir alışveriş merkezi. Hoş otantik bir yerdi. Bir akşam yemek yemeğe gidilebilir. 

8) Otel seçimi: Beach oteller genelde mina seyahi diye bir bölgede. Asla ve asla Le Meridyen otelini tavsiye etmiyorum, (yanındaki Westin ve One&Only de aynı müesseseninmiş) . Yorumlarımı trip advisor ve booking.com'a yazdım, burada uzun uzun bıkbıklamayacağım. Uyarmış olayım da. 

Keyifli geziler

Saturday, January 21, 2012

1 metre ne kadardır?

1 metre = 0.000621371192 mil
1 mil = 1609.344 metre

Bir metrenin ne kadar olduğunu aşağı yukarı biliriz. En azından kendi boyumuzdan, yaklaşık uzunluğu konusunda bir fikrimiz vardır. Fakat neden 1 metre gözünüzde canlanan o uzunluk kadar hiç düşündünüz mü? 

Sebebi Fransız Bilim Akademisinin standart bir birim yaratabilmek için kararlı davranmış olması. 1792 yılında  astronom Jean Baptiste Joseph Delambre ve meslektaşı Pierre Mechain, Kuzey kutbundan, ekvatora kadar olan uzaklığı ölçmek üzere Fransız Bilim Akademisi tarafından görevlendirildi. Delambre Fransanın kuzeyindeki Dunkirk'ten güneydeki Rodez'e kadar, Mechain ise Barcelona'dan Rodez'e kadar ölçüm yapacaktı. Sadece bu kadar bir ölçüm ile meridyenin açısı bulunabilecek ve gerisini kağıt üzerinde hesaplayabileceklerdi.  Ölçüm ancak 7 yılda  sonuçlandırılabildi. 

1 metrenin ne kadar olduğunu göstermesi için platinium ve iridyumdan bir (resimdeki) prototip yapıldı. Bu ilk prototip hesaplamadaki hatadan dolayı 0.2mm daha kısa idi. Yine de uzun bir süre standart olarak kabul edildi. Halen Fransa'da BIPM binasında saklanıyor. 

1960 yılında daha pratik bir hesap olabilmesi amacı ile krypton'un yaydığı dalgaboyuna göre hesaplanmasına karar verildi. Bunun sebebi ise metrenin kolaylıkla hesaplanabilmesiydi. (o zamanlar bakkallar krypton satıyordu sanırım :)

Einstein'in ışık hızının sabit olması fenomeni üzerine yaygınlaşan teoremleri sonrası ise 1983 yılında metrenin bugünkü tanımı sabitlendi;

Metre, ışığın sürtünmesiz ortamda 1/299 792 458 saniye içinde kat ettiği yolun uzunluğu kadardır. 
Malum ışığın hızı saniyede 299 792 458metredir.

Pierre Mechain
Jean Baptiste Joseph Delambre

Sunday, January 8, 2012

Elsa Einstein

 
Albert Einstein'ın ikinci karısı Elsa Einstein, hem anne tarafından, hem baba tarafından kuzeni imiş. (Fotoğraflarına bakın gerçekten birbirlerine ne kadar çok benziyorlar. Ama merak etmeyin Einstein'ın tüm çocukları ilk karısından.)

Albert de, Elsa'nın ikinci kocası. İlk kocasından iki kız, bir oğlan çocuğu olmuş. Ne yazık ki oğlu doğumundan kısa bir süre vefat etmiş. Elsa ve Albert'in ilişkileri Albert halen ilk karısı ile evli iken başlamış ve iki yıl boyunca Albert karısını terk edene dek devam etmiş. 






Thursday, January 5, 2012

Steve Jobs sayesinde görecelik kuramı ile tanıştım

Steve Jobs, kanser olduğunu öğrenince biyografisini yazmak üzere Walter Isaacson'ı aramış.  Walter Isaacson daha önce Einstein ve Benjamin Franklin'in biyografilerini yazmış olan, Time ve CNN gibi medya kuruluşlarının üst düzey yöneticiliği ve editörlüğünü yapmış olan ünlü bir gazeteci, yazar. Isaacson ilk olarak Steve Jobs'ı daha yapacak çok şeyin var diyerek red etmiş. Aradan 10 yıl kadar geçip artık günümüze geldiğimizde ise Steve Jobs'ın durumu kötüleşince isteğini kabul etmiş ve bir dizi röportaj sonucu süper bir kitap yazmış. Kitap gerçekten çok objektif, anlatımı çok akıcı (en azından ingilizcesi öyle, türkçesini bilmiyorum). Okudukça Steve Jobs yerine Walter Isaacson'a hayran oldum. Tabi ki hemen diğer iki biyografisini de sesli kitap olarak download ettim.

İşte böylece gecelik fizik derslerim başladı. Lise zamanında ne fizik, ne matematik en sevdiğim konular değildi. Bu yaşta bir kitap vasıtası ile fiziğe ve matematiğe sıfırdan giriş yaptım. Einstein hakkında hep ne kadar zeki, ne kadar yaratıcı ve kural yıkıcı biri olduğu söylenir. Teorilerini anlamayınca bu özelliklerden hiçbirini anlamıyorsun, adamı da taktir edemiyorsun.  Ama anlamaya kararlıyım.

Fizik derslerimi Yale Üniversitesi'nden Ramamurti isimli bir profesörün derslerini takip ederek öğreniyorum. Kendisi de süper bir öğretmen. Standart fizik dersleri haricinde halka açık verdiği "Herkese görecelik kanunu" isimli bir de dersini buldum. İngilizce biliyorsanız, hiç formülsüz, basit bir dille anlatılmış görecelik kanununu dinleyebilirsiniz. Ben ise konuyu tam olarak anlarsam kitabını yazacağım, bir tane de güzel kitap bulamadım. Öneriniz varsa lütfen yazın.



Wednesday, January 4, 2012

Havaray geliyor!

İstanbul trafiğine çözüm olması umudu ile Havaray sistemi yapılacakmış. Dünyada bu tip taşımacılığın birçok örneği var. Ama daha önce de yazdığım üzere bence en başarılısı Çinlilerin sistemi. Sistem henüz hayata geçmiş değil ama yapım aşamasında. Umarım planlama yaparken bu sistem de göz önünde bulundurulur. Gazetelerde örneği bulunan, direkler üzerinde giden sistemler hem daha maliyetli görünüyor, hem de baksanıza ne çirkinler...




Halbuki çinlilerin sistemi hem daha sağlam görünüyor, hem de alt tarafı yolun kenarına ray döşenerek yapılabiliyor. Ayrıca kısmen güneş enerjisi ile çalışıyormuş.