Sunday, April 21, 2019

Bunda ne var ben de çizerim: Pablo Picasso

Pablo Picasso'nun eserlerine bakıp da "Ne var canim! Bunu ben de çizerim" diyenlerden misiniz?" Alt tarafı yamuk yumuk çizilmiş bir yüz, yarısı boyanmış bir tuval, kenarlara taşmış renkler, perspektiften yoksun renk cümbüşü. Sizi bilmem ama ben defalarca "ben de çizerim" deme gafletinde bulunanlardanım. Yıllar geçip de sanata olan ilgim arttıkça, daha çok sanat müzelerine gitmeye başladım. Kabaca vurulmuş fırça darbelerinin altında yatan anlatımları öğrenmeye başladığımda, sanatçılara olan hayranlığım tavan yaparken, ettiğim patavatsızlıklarla adeta yerin dibine girdim.

Barselona'daki Picasso müzesini, eserlerin tarihine göre sıralamışlar. Böylece kapıdan girer girmez Picasso'nun 13 yaşında yaptığı Bereli Adam tarafından karşılanıyor ve sanki yaratıcısıyla ilgili söylediklerimizi biliyormuş gibi üzgün ve suçlayıcı bir şekilde gözünüzün içine bakıyor. Kafamı belli belirsiz aşağı yukarı sallıyor, kendisinden sessiz bir özür dileyerek kulağımdaki sesli rehberi dinlemeye başlıyorum.

Picasso'nun 13 yaşındayken çizdiği Bereli Adam 
Fotoğraf: Selin Kahraman 


Picasso'nun babası bir ressam ve sanat tarihi profesörü imiş. Picasso 7 yaşında iken oğluna resim eğitimi vermeye başlamış. Ünlü sanatçıların resimlerini taklit ederek ve insan anatomisi çalışarak başlamışlar işe. İlk canlı modelleri ise ailesi olmuş. Bu resimde çizmiş olduğu babasının yüz hatlarını aklınıza kaydedin, birçok Picasso eserinde kendisine farklı rollerde rastlayacaksınız.

Picasso'nun babası
Fotoğraf: Selin Kahraman

Resimlerinde yer alan başka bir aile ferdi de, sert mizaçlı Teyzesi Peppa. Dediğim dedik bu kadını çizerken kullandığı karanlık renkler ve teyzenin yüz ifadesi nasıl biri olabileceğine ilişkin çok net bir fikir vermiyor mu? Bu resim Picasso’nun sanat dünyası tarafindan takdir gören ilk eseriymiş. O zaman 15 yaşında.

Peppa Teyze - 1896 - Yas 15
Fotoğraf: Selin Kahraman 

Babası Picasso’yu, 14 yaşında iken zamanın ünlü resim yarışmalarından birine girmesi icin teşvik etmiş. Hatta kazanması icin dönemin beğenisine uygun dini öğelerin kullanıldığı bir resim çizmesinde ısrarcı olmuş. (helikopter baba :)) Picasso da babasının önerilerine uyarak İlk Komünyon tablosunu çizmiş ve dikkat ederseniz resme babasını da yerleştirmiş. Resim ödül almasa da (iyi mi oldu karıştığın helikopter baba?) sanat uzmanları tarafından büyük beğeni ve alkışla karşılanmış. 

Ilk Komunyon
Fotoğraf: Selin Kahraman 

Ilk odulunu Bilim ve Hayır isimli eseri ile 15 yaşındayken almış. Bu temanın da yine babası tarafından dönemin trendlerine uygun bir şekilde seçildiği düşünülüyor. Zira o sıralar Darwin, Edison, Tesla, Faraday, Doppler, Maxwell gibi dahiler buluşları ile herkesin ilgisini çekiyor ve burjuva sınıfının bilime olan ilgisini arttırıyormuş.

Bilim ve Hayır - 1897

Diğer artistlerin eserlerini yorumlamak Picasso'nun eğitiminin ayrılmaz bir parçası olduğundan  Bilim ve Hayır isimli eserini Enrique Paternina Garcia'nin "Annenin hastane ziyareti" isimli eserinden esinlenerek yapmış. Iki resme baktığınızda bircok benzerlik bulmaniz mümkün. Resimdeki doktor kim dersiniz? Dikkatli bakınca yine Picasso'nun babasını kullandığını göreceksiniz.

Bir süre hasta kadın teması Picasso'yu meşgul etmiş görünüyor. Aşağıda daha az detaylı ve çok daha küçük boyutta çalışılmış aynı döneme ait hasta kadın tablolarını bulabilirsiniz.

Picasso’nun kendine has kübik tarzına geçişi de hasta kadın temasından olmuş. Cinsel hastalıkların tedavi edildiği hastanelere gidip, dışlanmış bu kadınları defalarca eserlerine taşımış. Frengi hastalarina takılan beyaz boneli bu kadın Picasso’nun tarzının degişmeye başladığı mavi döneme ait. Mavi dönem denmesinin nedeni de, bu döneme ait eserlerinde yoğunlukla mavi kullanmış olması olsa gerek.


Boneli kadın - 1901
  
Barcelona çatıları - Mavi bardak


Barcelona’nın mimarisine hayran olan Picasso, şehri de birçok eserine konu etmiş. Benim özellikle ilginç bulduğum ise Barselona Picasso müzesinde sergilenen Columbus Meydanı isimli eseri. Perspektif ile oynamaya başladığı, gerçeklik ile abstraktı birleştirdiği eserlerden biri. Balkon trabzanlarına bakin. Bazıları gerçekci, diğerleri ise fiziki olarak mümkün olamayacak açılarda duruyor. Dışarısı renklerle cıvıl cıvıl iken, içerisi geometrik ve zamansız, detaysız ve soğuk…

Columbus Meydani

Tabi ki her sanatçının olduğu gibi, Picasso’nun da yolu Paris’e düşüyor. Orada dönemin birçok ünlü sanatçısı ile karşılaşıp, farklı tarzlar deniyor. Arkadaşlarının tekniklerini ödünç alıyor. Canlı renkler, hızlı ve kuvvetli fırça darbeleri kullandığı bu resimleri dekoratif amaçlı yapmış oldugu düşünülüyor.


Cüce

Meyveler

Oldukça klasik tarzda olan bu kahvaltı sofrasından, kübik döneme nasıl geçmiş derseniz işte size kübik meyve tabağı :)

Meyve tabagi

Farklı perspektifler ile oynamaya, cisimleri ve kişileri temsili şekiller ile çizmeye başlıyor. Bunu nasıl yaptığını en iyi gösteren eserlerinden biri aşağıda. Valesquez’in Las Meninas isimli tablosunu kopyaladığı kübik çalışmasını aşağıda alt alta ekledim.



Las Meninas, Nedime demek. Kraliçenin yanında evlendirilmeyi bekleyen seçkin kadınlara verilen ad. Ortada beyaz elbisesi ile duran İspanya Prenses’i Margareth Teresa. Margareth’in etrafında duran da seçkin nedimeleri.

Picasso Nedimeler resminin onlarca farklı versiyonunu çiziyor. Aşağıda bazılarını inceleyebilirsiniz. 








Picasso Nedimelerden çok resmin ana karakteri çocuk gelin Margareth Maria’ya kafayı takmışa benziyor. Margareth’in onlarca farklı versiyonunu resmetmiş. Aşağıda inceleyebilirsiniz.




Picasso bilinen en üretken ressamlardan biriydi. 2000e yakın tablo, 1000'in üzerinde heykel, 3000'e yakın seramik, 12.000'e yakın taslak resim çizmiş. Yakın arkadaşı Jaume Sabartes yaşarken Picasso’nun adına bir müze kurmuş. Barcelona’daki Picasso müzesinde Sabartes’in Picasso tarafından resmedilmiş bir portresi bulunuyor. Müzede benim en beğendigim eser de buydu. Sabartes Picasso’ya beni bir centilmen olarak çiz demiş ve gerisini Picasso’nun yorumuna bırakmış. Ben de sizi bu resimle baş başa bırakıyorum.



Thursday, December 21, 2017

TOKYO'da görülmesi gereken yerler

Metropollerin birçoğu birbirine benziyor. Tokyo da aynı İstanbul, Newyork ve Londra gibi gökdelenleri olan, kocaman apartmanlarla dolu, kalabalık bir şehir. Görüntü olarak insanı şaşırtmıyor. Fakat içinde dünyanın hiçbir yerinde benzerini bulamayacağınız birçok ilginçlikler barındırıyor.

SHIBUYA MEYDANI: Tokyo'nun meşhur kalabalık meydanı.  Bir dört yol ağzı. Sadece 90 saniye boyunca yayalara yeşil yanıyor. Bu 90 saniye içinde karşıdan karşıya geçen insan sayısı binleri buluyor. Bir çok fotoğrafçı bu keşmekeşin fotoğrafını çekmek için saatler öncesinden gelip meydanda güzel bir yer arıyorlar. Meydanda 4 katlı bir Starbucks var. Pencereye bakan bir koltuk bulup oturursanız Shibuya meydanını uzunca izleyebilirsiniz.

Meydanın yakınlarında Mark City isimli bir alışveriş merkezinin 4. katında Sushi No Midori isimli meşhur bir sushici var. Hem fiyatları görece daha uygun, hem de leziz. Fakat bekleme süresi oldukça uzun. Önce sıra numarası alıp, sonra gidip Shibuya meydanını bir süre izleyebilirsiniz. Japonya'ya kim gider diyorsanız en azından aşağıdaki videoyu izleyip kalabalığa siz de hayret edin.



SENSO-Jİ TEMPLE (TAPINAĞI): Şehir içinde bir tapınak. Kırmızı fenerleri ile meşhur. Akşam saatlerinde daha tenha oluyor dediler ama biz akşam gittiğimizde yine tıklım tıkıştı. Erken kapanıyor. Çok geçe bırakmadan 3-4 gibi gitmeli. Kırmızı renkleri ile çok hoş görünümü olan bir tapınak.




Girişinde yol boyunca hediyelik eşya satan minik dükkanlarda geleneksel japon bibloları, çıngırakları, maskeleri ve fenerlerinden bol bol bulabilirsiniz.




IMPERIAL PALACE : Biz gittiğimizde saray ziyarete açık değildi. Sadece bahçesinde gezebildik. Bahçe olarak tabi ki çok hoştu. Bahar veya ilkbaharda kiraz ağaçları ile çok daha güzel oluyormuş. Biz yazın gittiğimizden sadece yeşillik ve gölde süzülen nilüferleri görebildik. Bir de milyonlarca cırcır böceği... Cırcır böcekleri yazın Japonya'nın her yanında fazlası ile bulunuyor. Hatta öyle ki güzel bir bahçe bulup oturup dinleneyim deseniz, cırcır böceklerinin cırlamasından 10 dakikada kafanız şişecek hale gelir.

İçeriye girmek için randevu almak gerekiyormuş. Yılın her döneminde de randevu alınamıyor. Şansınız yaver gidecek de içeri girebileceksiniz.  Gitmeden önce web sitesinden bilgi almanızı öneririm.

AKIHABARA: Teknolojik cihaz satın alacaksanız önerilen bir bölge. Çok geç gitmeyin, erken kapanıyor. Tokyo'nun Eminönü'sü gibi bir yer. Beklentiniz çok yüksek olmasın. Ama arada enteresan gösterimler ve bol bol robot görmek mümkün.



TSUKIJI BALIK PAZARI: Gece yarısı gitmek gerekiyor diyorlar. Özellikle fotoğraf meraklılarının gece 3'te gidip Tuna balığı açık artırmalarını izledikleri mekan. Biz gündüz gittik. Bomboştu ve tertemizdi. Tokyo'nun en lezzetli Sushi'cileri burada. Hemen hepsi 5 yıldızlı. Okyanustan daha yeni çıkmış balıklar ile yapılan sushi'nin dünyada herhangi bir karşılığı yok. Daha önce böyle birşey yemedim kesinlikle. Yalnız bizim seçtiğimiz restoran süper pahalı çıktı. Takip eden 3 gün Family Mart süpermarketlerinden ekmek ve peynir yiyerek bütçemizi ancak rayına oturtabildik.

EDO TOKYO MUSEUM: Kültür ve tarih müzesi. Eski Japon hayatını deneyimlemek istiyorsanız Edo Tokyo müzesine gitmelisiniz. Müthiş bir anlatım, sadece vitrinler arkasında sunmakla kalmamış, aynı zamanda deneyimlemeniz için birçok fırsat sunmuşlar. Müzelerden sıkılıyorsanız bile bunu sevebilirsiniz.







SCIENCE MUSEUM: Imperial palace'ın bahçesinde çocuklar için yapılmış bir bilim müzesi var. Hayatımda en beğendiğim, Japonları en çok kıskandığım yer burası oldu. İçinde tek kelime ingilizce konuşulmamasına ve yazıların tamamen Japonca olmasına rağmen, neredeyse tüm günümüzü burada geçirdik. Her katında farklı bir bilim dalını, birebir deneyimleyeceği ve anlayacağı bir mekan.

Global ısınma, mevsimler, mineraller, optik, motorlar, inşaat için ayrı katlar var ve çocukların birebir deneyebilecekleri 300'ün üzerinde istasyon. İki gün gitsek olurdu. Mesela bir bölümde gerçek koskocaman bir vinçin operatörlüğünü yapıp, plastik topları bir yerden başka bir yere taşımaya çalışıyor. Başka bir bölümde ise bilim adamları eşliğinde sıvı hidrojen ile gülleri dondurup çekiç ile kırıyorlar. Çocuk ile giderseniz lütfen vakit ayırıp gidin. Eşsiz bir deneyim.








MİRAİKAN: Yine dünyada sadece Tokyo'da rastlayacağınız, bilimin en son geldiği noktasını gözler önüne seren bir müze. Meşhur robot Asimo burada. Gerçek zamanlı haber okuyan yapay zeka spiker robot burada. Uzaya çıkmış ilk robot burada. Şu an dünyada en yeni ne keşfedildi ise burada bir örneğini ve açıklamasını görebilirsiniz. Ailecek bilim meraklısı olduğumuzdan tam bir günümüzü burada geçirdik.







Wednesday, December 20, 2017

KYOTO'da görülmesi gereken yerler

Japonya deyince herkesin aklına Tokyo gelir. Bence asıl gidilmesi gereken yer ise eski başkent Kyoto. Tapınakları ve Shogun evleri ile kendinizi bir Ninja veya Shogun filminin içinde hissedeceksiniz. Gidip de bayıldığımız yerlerin bir listesi şöyle;

Fushimi İnari : Fotoğraf meraklıları için banko gidilmesi gereken bir mekan. Dağın eteklerindeki girişinde görkemli binaların arasından geçip turuncu'dan kırmızıya kaçan takların süslediği patikadan kilometrelerce tepeye doğru tırmanmaya başlıyorsunuz. Patika dönerek yukarı çıktıkça kırmızı tahta kapılar, aradan sızan güneşin de etkisi ile çok etkileyici fotoğraflar çekmenizi sağlıyor.
kapabalıktan kaçınmak için açılış saatlerini kontrol edip erken gitmenizi öneririm. Veya Google maps ile alternatif bir yan patikadan giriş yapmak mümkün. Bu alternatif harita sizi son derece dik bir yan yamaçtan herkesin önüne çıkartacak. Fakat uyarmadı demeyin, hakkaten çok dik bir patika. Ayrıca yukarıda su satan tek bir yer var ve süper pahalı. Fushimi İnari'ye giriş ücretsiz ve neredeyse tam gününüzü ele geçirecek bir aktivite.

Dönüşte Vermillion cafe isimli bir yerde soğuk kahve ve iced cheese cake yedik. Dinlenmek için balkonu çok keyifli bir cafe, güzel de müzik çalıyordu.


Kinkaku-Ji: Göl kenarında altından yapılmış bir köşk. Aslında Japonya'daki çoğu bina gibi aslı yanmış ve aslına uygun olarak tekrar inşa edilmiş. Giriş ücreti var. Eğer yaprakların kırmızılaştığı sonbaharda  veya kiraz ağaçlarının çiçeklendiği ilkbaharda giderseniz altın köşk çiçeklerin arasından çok daha büyüleyici görünecektir. Köşke yaklaştırmıyorlar. Uzaktan fotoğraf çekebiliyorsunuz. Yarım günlük bir aktivite. Şehrin merkezine biraz uzak olduğu için gidip gelmesi zaman alıyor.

Pontocho: Akşam yemek yemek için nehir kenarında dar ve geceleri çok hoş ışıklandırılan bir sokak. Nehir boyunca çay ve viski evleri var. 17:30'dan sonra gidilebilir. Randevu yaptırmak gerekiyor çünkü güzel restoranların çoğu rezervasyon ile müşteri alıyorlar ve kapıdan girilecek yer bulmak neredeyse imkansız. Ancak büfe yemeklerine kalıyorsunuz ki onlar da hiç kötü değil. harika bir atmosfer. Japonlar kapalı alanlarda da sigara içtikleri için rezervasyon yaptırırken sorun. Duman altı bir yere çocukla gitmek zorunda kalmayın sonra. Yaz mevsiminde giderseniz de sivrisinek kovucu sprey sıkmak iyi fikir olabilir. Nehir kenarı olduğu için geceleri sivriler rahatsız edebiliyor.

Nishiki Market: Sokak yemeklerinden denemek için gidilmesi gereken bir yer. Satın almadan da denemek için ikram veren yerler bol. Biz biraz geç gittik kapatıyorlardı, ancak rulo şeklinde yapılan bir kek deneyebildik. Tuvalet kağıdı gibi düşünün ama kek :) Tadı da çok hoştu. Geç gittik dediğim saat 17:00 gibi gitmiştik, erken kapanan bir yer, ancak öğlen vakti gidilir. Yine balık satan yer çoğunlukta idi. Dükkanları kapatırlarken yaptıkları temizliğe inanamazsınız! Köpük köpük süngerler ile dakikalarca ovalayıp, bol sularla durulayıp, bezlerle kupkuru olana kadar kurutuyorlar. Bal dök yala ötesi bir temizlik var. Temizlik sadece markette değil heryerde var da, böyle bir açık pazarın sabun kokuyor olması bizi çok şaşırttıydı. 

Monday, March 9, 2015

Magnum Kontakt Baskılar

2015 yılında İstanbul Modern'de Magnum Kontakt Baskılar isimli bir sergi vardı. Bildiğimiz birçok ünlü fotoğrafın kamera arkasını gösteriyordu!

Aralarında en ünlüleri Salvador Dali'nin ünlü fotoğrafının çekimine dair olandı. O yıllarda Photoshop gibi araçlar yok tabi. Sandalye ve tabloları misina ile bağlamışlar bağlamasına ama, kedi ve suyu düzgün şekilde fotoğraflamak için 6 saat boyunca uğraşmışlar.


Magnum Kontakt Baskılar sergisinde bu ünlü fotoğrafların kamera arkalarında olan biteni görmek mümkün. Bir karede kediyi atan eller görünüyor, diğerinde Dali sıçramakta yavaş kalmış, diğerinde su Dali'nin yüzünü kapatmış gibi.

Che, Margareth Thatcher, Malcom X, Nixon gibi birçok ünlünün tarihi fotoğraflarının kamera arkasını görmek için internette Magnum Kontakt baskıları araştırmanızı tavsiye ederim. Özellikle fotoğraf ile ilgileniyorsanız eminim çok hoşunuza gidecektir.  

Tuesday, February 10, 2015

Computer adı nereden geliyor?

Bazı kelimeler var, hayran olmamak elde değil. Bilgisayar da bence böyle bir kelime. Kelimeyi 1967-1969 yıllarında türkçeleştiren Elektronik Yüksek Mühendisi Aydın Köksal. 

Kelimenin orjinali ise İngilizce, Computer.
Compute, hesaplamak demek.
Computer, hesaplayan.


Bu kelimenin bilgisayarın kendisi gibi icad edildiğini varsayıyordum, meğer bu bir meslek adıymış. Amerikan ordusu 2. dünya savaşı sırasında attığı füzelerin tam olarak nereye düşeceğini hesaplamak üzere 100 matematikçi kadını işe almış. Kadınların görevi karadan veya havadan atılacak olan tüm bomba ve mermilerin nereye düşeceğini hesaplamakmış. Bu kadınlara da Hesaplayan, Computer deniliyormuş. Bilgisayar icat olup, insandan daha hızlı hesap yapabilince bu mesleği de, titri de makina devralmış. 

Bu 100 kadın ile ilgili Top secret Rosies isimli bir belgesel bulunuyor. Çok şeker. 


Sunday, November 24, 2013

Saç nedir, ne değildir?

Saçlarım çok dökülüyor, saçlarım çok yıprandı, saçlarımın hızlı uzamasını istiyorum, krem saçımı döküyor gibi cümleleri hepimiz zaman zaman kurmuşuzdur. Fakat bu gözlemlerimizin ne kadar aslı astarı var bilmiyoruz.Dermatolog Prof. Ertuğrul Aydemir'den konuyla ilgili bilgi istedim, bana kendisinin yayınlanmış bir yazısını verdi. İşte bazı önemli bilgiler.


- 1 saç teli 100gr ağırlık kaldırabilir.

- Bir insanın kafasında 100 000 ile 150 000 arasında saç teli bulunur.

- 120 000 saç teli 10-12 ton ağırlığı taşıyabilir.

- Bir günde 100 saç teline kadar dökülme normal kabul edilir

- Dökülen bir saçın yerine yenisi 6-10 haftada çıkar

- Bir saç dibinden en fazla 20-22 kez saç gelir

- Her bir telin dökülme takvimi başkadır ve farklı zamanda dökülürler

- Erkeklerin saç dökülmesi yapısaldır ve erkeklik hormonuyla ilgili değildir

- Yeni saç, eski saçtan daha hızlı uzar

- Bir saç teli ayda ortalama 1cm, yılda 12cm uzar

- Saç kesme, kazıma saçları gürleştirmez

- Bir saç telinin ömrü 4-5 yıldır ve ömrün 3 evresi vardır. 1) 3 yıl süren gelişme döneminde saç durmadan uzar ve sağlıklıdır, 2) Duralama dönemi aniden gelir ama 10 gün gibi kısa sürer. 3) zayıflık döneminde saçlar dökülmek için bahane arar.

- saçlar ıslakken %30 uzar, kuruyunca çeker

- jöle, sprey, krem gibi saç ürünlerini kullanmak herhangi bir dökülme veya yıpranmaya yol açmaz. Bu ürünler kozmetiktir ve saça zarar vermez ve dökülmesine sebep olmaz.

- Saçları havlu ile kurutmak saçı yıpratan bir uygulamadır ve yapılmaması gerekir.






Sunday, November 10, 2013

Deniz suyu neden tuzludur?

Heyoo çok nadir okur sorularından biri gelmiş! Soru şu; Deniz suyu neden tuzludur?

Bildiğiniz gibi dünyanın %70'i suyla kaplıdır ve bu suların %97'si tuzludur. Suyun tuzlu olmasının iki ana sebebi var;

1) Yağmur damlalarının içinde bir miktar karbon dioksit bulunur. İçindeki karbon asidi yüzünden bir miktar asidik bir sıvıdır. Yağmur dünyadaki kayalara çarptığında kayada bulunan mineralleri kırar ve tuz ortaya çıkar. Tuz nehirler ile denize taşınır. Milyonlarca senedir bu süreç devam etmekte ve denizdeki suyu tuzlu hale getirmektedir.
Bugün artık deniz suyunun tuz seviyesi sabitlenmiş durumdadur ve herhangi bir artış veya azalma söz konusu değildir.

2) Denizlere su getiren diğer bir kaynak ise deniz altındaki termal bacalardır. Bu bacalar da denize her daim mineral püskürmektedirler. Tuzun önemli bir miktarı bu bacalar tarafından okyanuslara karışmaktadır.

 NOAA Okeanos Explorer Program, INDEX-SATAL 2010

Tuesday, October 8, 2013

En uzun yaşayanların ülkesi

Yaşamın en uzun olduğu ülkelerin bir listesi ;

1 Japonya
1  İsviçre
1 San Marino
4  İtalya
4  Singapur
4  İzlanda
4 Andora
4  Avustralya
4  İspanya
4 Katar
4 İsrail
4 Monaco
4 Fransa
4 İsveç
4 Kanada
4  Lüksemburg
17 Kıbrıs
17 Norveç
17  Yeni Zelanda
17 Hollanda
17 Avusturya
17  Yunanistan
17 Irlanda
17 Güney Kore
17 Finlandiya
17  Almanya
27  İngiltere

Türkiye 46. sırada, ortalama yaşam 76 yıl. En yüksek Japonya'da yaşam ise ortalama 83 yıl

Sunday, May 5, 2013

Skybox imaging ile artık dünyanın güvenlik kamerası olacak

Skybox imaging isimli yeni bir girişim henüz duymadıysanız çok yakında duyacaksınız. Uydu görüntülemesinde disruptive bir teknoloji. Skybox imaging ürettikleri micro uydular vasıtası ile dünyada istenilen yerin, istenilen anda yüksek resolusyonlu görüntüsünü, videosunu gösterebilen bir sistem. 4 adet Stanford öğrencisi tarafından henüz okuldayken başlanılan bir proje.

Tam şu anda Taksim'de kaç adet boş park alanı var?
Ticaretle uğraşıyorum, Yunanistan'a mal gönderdim acaba vardı mı?
Japonya'da Tsunami olmuş, haydi aç da izleyelim.
Dünyadaki farklı alanlardaki su seviyeleri ne?

Neler neler yapılabilir düşündükçe heyecan basıyor. :) haydi Google güzel bir teklifle git çocuklara...

İşte kendi sitelerinden bazı örnek fotoğraflar;





Uydular nasıl fotoğraf çekiyorlar?